| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
film izle - Sinema izle - Pc ps3 xbox wii oyunları - Klip izle

Ankara Haber | Ankarahaber

ankara haber, son dakika ankara haber,haber, ankara,son dakika

67 "sağlık" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sağlık" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

Yağmur ormanlarından gelen sağlık iksiri

Yağmur ormanlarından gelen sağlık iksiri

Yüzyıllardan beri Peru'nun Yağmur Ormanları'nda hastalıkların tedavisinde kullanılan 'kedi pençesi' günümüzde gençlik aşısı haline geldi. DNA hasarlarını tamir eden, cilde büyük yararları olan bitkiyle ilgili araştırma yapan Dr. Beyhan Arıkan, Kedi Pençesi'nin sağlık ve güzelliğe katkılarını anlattı...

Kim derdi ki, yüzlerce yıl önce yaralı savaşçıları daha çabuk iyileştirmek için kullanılan bir bitkinin bugün gençlik aşısı olacağını... Evet, yanlış duymadınız. Peru kökenli olan bu bitkinin başka özelliklerini de keşfetmişti yerliler. Aynı zamanda yaşlıların da kanser ve eklem hastalıklarını tedavi etmek için kullanılıyordu. Kabile doktorları onu kaynatıyor, suyunu karanlıkta bekletiyorlardı. Törenle içirilen bu bitki suyu, birçok hastalığa şifa dağıtıyordu.

KEDİ PENÇESİ

 Peru'nun Yağmur Ormanları'nın zor ve doğal koşullarında yaşayan kabileler, savaşçılarını ve yaşlılığa bağlı hastalıklar nedeniyle acı çekenleri tedavi etmek için doğanın sunduğu bitkilere başvuruyor. Özellikle “Uncaria tomentosa” adını taşıyan bitkiyi kullanırlar ve onu korurlar doğada.

MERAK EDİLEN GELENEK

 Modern tıpla uğraşan bazı uzmanlar bu geleneği merak edip araştırıyor. En çok dikkatlerini Latince adıyla “Uncaria tomentosa” bitkisi çekiyor. Bu bitkinin Yağmur Ormanları'ndaki yüksek ağaçlara tırmanan ince uzun bir gövdesi var. Gövdenin üzerinde, ağaçlara tutunmasını sağlayan tırnaksı çıkıntılar bulunuyor. Bu nedenle de dilimizde “Kedi Pençesi” olarak biliniyor.

DNA hasarlarını onarıyor

Anne rahmine düşüşümüzden başlayıp, ölene kadar her gün, her hücremizde, iç ve dış nedenlerle onbinlerce defa DNA hasarı oluşuyor. DNA tamiri yapan sistemimiz de döllenmeden itibaren organizmanın doğru gelişmesi için tabii ki iş başında. Ancak çevre kirliliği, kimyasallar, sigara tüketimi, güneşe bağlı UV ve radyasyon bu “hasarları” daha fazla hızlandırıyor. Ve birçok hastalığın ortaya çıkmasını sağlıyor.

Örneğin, kanser türleri, metabolik hastalıklar, immün sistem bozuklukları ve romatolojik bozukluklar gibi. Yaşa bağlı genel durum bozukluğu da bu hasarların sonucu. Bilim insanları yaptıkları çalışmalarda “AC-11" maddesinin oksidasyona ve UV ışınlarına bağlı DNA hasarını azalttığını tespit etmişler. Ayrıca DNA tamir kapasitesini de artırdığını belirlemişler.

Akciğer kanseri çiftçiyi iyileştirdi

Bilim insanları yaptıkları çalışmalar sonucu bu bitkinin kabuğundan elde edilen ekstrelerin ancak yerel yöntemler kullanıldığında istenen etkiyi sağladığını görüyorlar. Ve bu yerel yöntemleri, teknolojinin olanakları ile birleştirip “AC-11” adlı maddeyi üretiyorlar. Bu kadim bitkinin Batılılar'ın dikkatini çekmesi “Don Luis" adında bir yaşlı çiftçinin akciğer kanserini iyileştirmesi üzerine oluyor. AC-11 adlı bu özel bitki extresi, Amerika, Avrupa ve Japonya'da çok gözde. Geçen yıl da Türkiye'de sağlık sektörünün gündemine girdi...

'AC -11'in yararları

“AC-11” etken maddesinin yararları şöyle

1)) DNA hasarına karşı doğal DNA tamir yeteneğini artırır.
2)) Anti-enflamatuar etkisi var.
3)) Bağışıklık sistemini güçlendirir.
4)) Tümör oluşumunu baskılayıcı etkisi vardır.

Romatizmada etkili

Astım, romatizmal bazı hastalıklar, inflamatuvar bağırsak hastalığı gibi kronik seyirli ve inflamasyonun normalin üzerinde arttığı durumlarda, “AC-11” anti-enflamatuvar etkisi ile bu hastalıklarda tedaviye destek oluyor. AC-11'in tümör tedavisi gören hastalarda da tedaviye destek olabileceği tespit edilmiş.

Kırışıklığı azaltıyor

“AC-11”in gençlikteki rolünü keşfeeden tıp, bunun için de birçok araştırma yaptı. Bu ekstre ile hazırlanmış yüz ve göz kremleri üretildi. Krem olarak cilde uygulandığında çok farklı etkileri ortaya çıkıyor: Cildi besliyor, canlandırıyor, sarkmaları azaltıyor. Göz çevresindeki kırışıklıkları azaltıyor.
 
 
 

Kadınlara güç veren mucize taş...

Kadınlara güç veren mucize taş...

Dünyaca ünlü pop şarkıcısı Britney Spears yaşadığı onca sıkıntının ardından yeniden eski günlerine döndü. Genç sanatçı, asırlardır kadınlar tarafından kullanılan şifalı taşlardan biri olan 'turmaline' ile güç buluyor. Spears, bir süredir üzerinde kendisine manevi güç verdiğine inandığı şifalı taşların yer aldığı yüzükler takıyor.

Ünlü mücevher tasarımcısı Dara Dubinet'in kendisi için özel tasarladığı 5 bin 700 dolarlık yüzüğü parmağından çıkarmadığını belhirten ünlü sanatçı, "Bu yüzük bana pozitif enerji veriyor" dedi.

Şeftali rengi turmalin taşının yer aldığı yüzüğü birçok konserinde takan Spears, yüzüğün bedenini ve zihnini berrak tuttuğunu, önemli kararlar vermesini kolaylaştırdığını da vurguladı.

Turmalin doğada her renkte bulunan taşlardan birisidir. Eski bir Mısır inanışına göre; dünyanın derinliklerinden yeryüzüne çıkarken bir gökkuşağından geçmiştir turmalin ve bu sebeple gökkuşağının tüm renkleri bu taşa hapsolmuştur. Günümüzde 'gökkuşağı Taşı' olarak adlandırılmasının sebebi de bu inanıştır. Sri Lanka yerlilerinin 'Tura mali' (rengarenk taş) olarak adlandırdığı bu değerli taş doğada tek bir renk veya birkaç rengin oluşturduğu karışım halinde bulunabilir. Bu sebepten turmalin mücevherlerin hiçbiri diğerine benzemez.
 
 
 

İç yağlarınızı bu yolla eritebilirsiniz...

İç yağlarınızı bu yolla eritebilirsiniz...

Pek çok kadın için sorun olan bölgesel yağlar son yılların trendi lazer lipoliz yöntemi ile eritiliyor. Prof. Dr. Ahmet Karacalar, lazer lipoliz yöntemi hakkında şunları söyledi:

"Lazer lipo olarak da bilinen yöntem lazer enerjisinin yağ dokusu içerisine bir fiber aracılığıyla gönderilip; parçalanması ve hasarlanması esasına dayanır. Gevşek deriyi de bir miktar toparlama özelliği nedeniyle, bu bölge için oldukça ideal bir yöntem olarak görünüyor.

Bu özellik kolajen üretimini uyarmasına bağlanır. Bu etki ve parçalanan yağların emilmesi ile sonuçlar 6 hafta sonra görünmeye başlar ve 4 ay boyunca gelişme devam eder. Etkisi uzun vadede çıktığı için yaz hazırlıklarına çok geç kalmadan başlamak gerekir." Lazer lipoliz yönteminin lokal anestezi altında yapıldığını belirten Dr. Karacalar, "İşlem sonrası morluk ve şişliğin az olması yanında hızlı bir işlem olarak çağımızın gereklerine uygun bir yöntem olduğu da söylenebilir" dedi.

ERKEKLER İÇİN DE UYGUN

Prof. Karacalar yöntemin uygulandığı alanlar hakkında da şu bilgileri verdi: "Lazer lipoliz, daha önce liposuction yapılan bölgelerde, revizyon ve rötuş için de uygun bir tekniktir.

Erkeklerde meme büyüklüğü tedavisinde, sırt gibi sert bölgelerde, çene altı ve çene konturu bölgesinde, bacak içi, kol iç yüzü ve bel gibi dokunun gevşeme eğiliminde olduğu bölgelerde oldukça etkilidir. Aynı yöntemle koltuk altı terlemesi gibi sorunlarda ter bezlerini hasarlayarak terleme ve koku sorunlarını giderebilmektedir."

 
 
 

Kansere Karşı D Vitamini

Kansere Karşı D Vitamini

D vitamini alan insanlarda kanser ve kalp hastalıklarına yakalanma riski yüzde 25 azalıyor. Süt, somon balığı ve güneşte bol bulunan bu vitamin genç kalmayı sağlıyor..

Süt içiyorsunuz, her gün 30 dakika yürüyüş yapıyorsunuz, multivitamin alıyorsunuz... Yani D vitamini deponuz koruma altında, öyle değil mi? Eğer nüfusun yüzde 40 ila 85'lik bölümüne dahilseniz pek böyle olmuyor. 60 yaşın üstündeyseniz, teniniz koyuysa veya dışarı çıkınca güneşten koruyucu bir krem sürüyorsanız; kendinizi risk grubuna koyabilirsiniz. Bu sağlığınız için kötü haber ama tek sebep; güçlü kemikler için D vitaminine ihtiyaç duymanız değil! Yakın tarihli birçok araştırma, D vitaminin bir dizi süper kahramanın biraraya getirdiğinden daha fazla fayda sağladığını gösterdi. Buna daha uzun yaşamanızı sağlaması da dahil!

Kanser riskini azaltır
Birçok araştırma, daha fazla D vitamini alan insanların kanser ve kalp hastalıklarına yakalanma riskinin yüzde 25 düştüğünü ortaya çıkardı. Peki ya almazsanız? Yeni açıklanan bir araştırma, kanında çok düşük D vitamini olan insanların herhangi bir sebepten (kalp krizi, kanser, enfeksiyon ve aklınıza ne gelirse) ölme riskinin; daha yüksek oranda D vitamini alan insanlara göre yüzde 26 arttığını belirledi. Ve bu sadece başlangıç! D vitamini, yeni bir 'Google' yaratan sessiz çocuk gibidir. Yani, eşit derecede hafife alınır. İşte, bu vitaminin nasıl genç ve sağlıklı kalmanızı sağladığına dair son haberler:

DNA'nızı kontrol eder
* Göğüs ve kolon kanseri riskini düşürür:
Birçok hücre, tavşanlardan daha hızlı üremeyi sever ama kontrolsüz hücre çoğalması kansere yol açar. D vitamini ise hücrelerin yenilenme oranında 'baraj kapağı' vazifesi görür. DNA'nızdaki hata bulucu olan P53 genini harekete geçirir. Bu gen de DNA'nızı kontrol eder; hatalı ve kanserli hücreleri öldürür.

* Uzmanlar; güneşli iklimlerde yaşayan ve güneş ışığını direkt alarak D vitamini depolayan kadınların, göğüs kanserine yakalanma riskinin daha düşük olmasını buna bağlıyor.

* D vitamininin, yumurtalık ve akciğer kanserinin oluşma riskini düşürdüğü; kolon kanserini de yenmede yardımcı olduğu biliniyor.

* Son araştırmalar, vücudunda yüksek oranda D vitamini olan kolon kanseri hastalarının, kurtulma şansının daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Süt için, balık yiyin
* Yeterli D vitamini alabileceğiniz kaynaklar nelerdir? Somon, sardalya ve ringa balığı gibi yağlı balıklar, D vitamini açısından kuvvetlendirilmiş yağsız yoğurt, süt, soya sütü ve portakal suyu. Ama bunun için çok fazla portakal tüketmeniz gerekir. Günde 10 bardak portakal suyu gibi!

* Güneş ışığından da D vitamini alabilirsiniz ama her gün, güneşin tepede olduğu saatlerde, 10 dakika süreyle dışarıda olmanız gerekir. Kuzey bölgelerde yaşayanlar için bu sadece ilkbahardan sonbahara kadar olan dönemde işe yarar. Kasımdan nisan ortasına kadar, vücudun yeterli D vitamini üretmesini sağlayacak güneş ışığı alamayabilirsiniz. Bunun için, soğuk bölgelerde yaşayanlara D-3 vitamini takviyesi öneriyoruz.

* Günde 1000 IU; altmış yaşın üstündeyseniz 1200 IU D vitamini takviyesi alın. Kış günlerinde D vitamini yoksulu olup, kanser ve kalp hastalıklarına karşı savunmasız kalmayın.

Kalbinizi de koruyor
* Diyabet ve diğer ciddi hastalıkları engeller: Araştırmacılar, çocuklarda güneşte kalma oranıyla Tip 1 Diyabet arasındaki bağlantıyı incelediklerinde şunu gördü: Ekvatora daha yakın yaşayan yani güneşten D vitamini alan çocuklarda daha az diyabet vakasına rastlanıyor!

* D vitamini; insülin üretme ve kullanma kapasitenizi geliştiriyor. Tip 2 Diyabet'ten korunma sağlıyor. Bağışıklık sisteminin dostu olan bu vitamin, MS ve romatoid artrid gibi hastalıkların oluşumunu engellemeye de yardımcı.

* Kalp sağlığınızı korur: İltihaplanmayı önleyip, kan basıncını ayarlar ve damarları genç tutar. D vitamini eksikliği olan erkeklerin, olmayanlara göre iki kat daha fazla kalp krizi geçirme riskinin olması da işte bu yüzdendir.

Yüksek ses ve yalnızlık, tansiyonu yükseltiyor!
iPod'unuzla kesintisiz bağlantı içinde misiniz? Otoyol kadar işlek bir kavşağın yakınında mı yaşıyorsunuz? Öyleyse kan basıncınızı düşürmek; iPod'un sesini kısmak ya da pencereyi kapatmak kadar kolay olabilir. Bir araştırmaya göre; bahçe işi yapan işçiler ne kadar çok sese maruz kalırsa, kan basınçları o kadar çok yükseliyor.

Tek neden değil
Basit kulak tıkaçları kullanmak, sistolik kan basıncını 5.5 mm Hg kadar düşürmekte yeterli olur. Bu da gerçek yaşınızı bir yıl öne çekmek demektir. Yüksek sesin dışında tansiyonunuzu yükseltecek etkenler ise şöyledir:

* Patates cipsi: Yüksek kalorili, besin fakiri atıştırmalıklar yiyerek kan basıncınız için hiç de iyi bir şey yapmıyorsunuz. Onun yerine ay çekirdeğini tercih edin. Bitkisel protein içeren bir diyet yapmak, ceviz ve fasulye yemek; tansiyonunuzu düşük tutmaya yardımcı olabilir.

* Boş bir ajanda: Yalnızlık kan basıncını yükseltir! Bu yüzden cep telefonunuzun rehberindeki numaraları aramaya başlayın. Kablolu bir kulaklık takmak da kan basıncını düşük tutacaktır!

 
 
 

Temiz hava ömrü uzatıyor

Temiz hava ömrü uzatıyor

ABD'de yapılan bir araştırma, kentlerdeki hava kalitesinin artmasının insanların ortalama ömrünü 5 ay uzattığını ortaya koydu.

Brigham Young Üniversitesi ve Harvard School of Public Health araştırmacıları tarafından yapılan ve New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, 1980 ile 2000 arasında 51 Amerikan kentinde ortalama yaşam süreci yaklaşık 3 yıl arttı.

Bu artışın 5 aylık bölümünü daha temiz bir havaya bağlayan araştırmacılar, hem daha temiz bir hava solunduğunu ve bunun çevre koşullarını iyileştirdiği hem de halk sağlığında iyileşmeler kaydedildiğini düşünüyor.

51 kentte 1980 ile 2000 arasında hava kirliliğini ölçen ve aynı dönemde ortalama yaşam süresini değerlendiren araştırmacıların gelir ve eğitim düzeyi, göç, demografik yapı ve tütün ürünleri kullanımı gibi istatistik modellerini de kullandığı belirtildi.

 
 
 

İşte İstanbul'da yeni yılın ilk bebeği

İşte İstanbul'da yeni yılın ilk bebeği

Mali müşavir stajyeri olan Bahadır Çalışkan'ın ev hanımı eşi Gülay Çalışkan (21), saat 24.00'te normal doğumla 3 kilo 480 gram ağırlığında bir erkek bebek dünyaya getirdi. 3 yıllık evli çiftin bebeklerine "Doğukan" ismi verildi.

İstanbul İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Mehmet Bakar, doğumun ardından genç anneyi ziyaret ederek, Doğukan bebeğe altın taktı.

Anne Gülay ile baba Bahadır Çalışkan, Doğukan'ın ilk bebekleri olduğunu ifade ederek, 2009'un İstanbul'daki ilk bebeği olmasından da mutluluk duyduklarını kaydetti.

 
 
 

Türkiye'de verem hastalığı artıyor

Türkiye'de verem hastalığı artıyor

'Ver
em Eğitimi ve Propaganda Haftası' etkinlikleri kapsamında Mersin İl Sağlık Müdürlüğü tarafından İleri İlköğretim Okulu Toplantı Salonu'nda bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi.

Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ve Tarsus Verem Savaş Dispanseri tarafından da desteklenen etkinliğe; kent merkezinde faaliyeti gösteren sağlık ocaklarının eğitim temsilcilerinin yanı sıra liselerin sağlık kulübü öğretmen ve öğrencileriyle birlikte Mersin Sağlık Meslek Lisesi öğrencileri katıldı.

Burada konuşan İl Sağlık Müdürlüğü Eğitim Şube Müdürü Hüseyin Gökçe, verem hastalığının son yıllarda dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de artış gösterdiğinin altını çizerek, hastalığa karşı yapılan çalışmaların önemli olmasına karşın yeterli olmadığını vurguladı. Gökçe, insanların hastalık hakkında edindikleri bilgileri sadece kendilerine saklamamaları, aksine çevresiyle paylaşması gerektiğine işaret etti. Gökçe, konuşmasının devamında verem hastalığı ve tedavi yöntemleri hakkında katılımcılara bilgi verdi.

Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. DR. Gülçin Yapıcı ise toplantıda; 'Hastalığın Tarihçesi', 'Dünyada Genel Durumu', 'Türkiye'de Genel Durumu', 'Bulaşma Yolları, Korunma ve Doğrudan Gözlem Altında Tedavi' konu başlıkları altında sunum gerçekleştirdi.

Toplantıda son olarak Tarsus Verem Savaş Dispanseri Başhekimi Dr. Sabahattin Sahip söz aldı. Verem hastalığının Mersin'deki son durumu hakkında açıklamalarda bulunan Dr. Sabahattin Sahip, Verem Savaş Dispanserleri'nin çalışmaları hakkında katılımcıları bilgilendirdi.
 
 
 

Otobüs koltuğuyla kişilik analizi

Otobüs koltuğuyla kişilik analizi

Salford Üniversitesi bilim adamlarından Dr. Tom Fawcett'in yaptığı araştırmaya göre, "ileri görüşlü ve açık fikirli" kişiler, iki katlı otobüslerin üst katının ön sıralarına oturmayı uygun buluyor.

Üst katın ortalarına oturan yolcular, genelde genç ve orta yaşlılardan oluşuyor ve çevreyle fazla ilgilenmeden ya gazete okuyor ya da kulaklıkla müzik dinliyor. Üst katın arka koltuklarına oturanlar ise "asi ruhlu". Bu kişilerin genellikle kendi yaşam alanlarına girilmesinden hoşlanmadığı için arkalara oturmayı tercih ettiği öne sürülüyor.

"Girişkenler" ise otobüsün alt katının ön koltuklarına oturuyor. Bu kişiler, herkesle selamlaşıp, konuşmayı seviyor ve otobüse binenleri görmek için ön kapıya yakın oturuyor.

Dr. Tom Fawcett'e göre alt katın orta bölümünde oturanlar bulundukları ortamda genel hakimiyet kurmaktan hoşlanıyor. Otobüse biner binmez en arkaya ilerleyen yolcular ise, arka tarafta otobüsün yüksek koltuklarında oturmayı ve kendilerini “önemli hissetmeyi seven” kişiler olarak tanımlanıyor.

Dr. Fawcett, nerede oturduğuna aldırmayan yolcu tipinin de olduğunu belirterek, "Bu tipler, bulundukları kaba göre şekil alabileceklerine inandıkları için otobüste kişiliklerine uygun yer kapmak gibi bir kaygıları yok. Biniyorlar, neresi müsaitse yolculukları boyunca orada duruyor ya da oturuyorlar” dedi.

 
 
 

Yoksa detoks bir şehir efsanesi mi?

Yoksa detoks bir şehir efsanesi mi?

İngiliz hayır kuruluşu "Sense About Science", şişe suyundan yüz temizleme jeline 15 ürünü kapsayan değerlendirme sonrası, bu ürünlerin bir çoğunun detoks iddialarının anlamsız olduğunu bildirdi.

Araştırma kapsamında, vitaminlerden şampuanlara, detoks plasterlerinden vücut fırçalarına kadar detoks yaptığı iddia edilen ürünlerin ardındaki şirketler ve bu şirketlerin kullandıkları, ama aslında bilimsel bir değeri bulunmayan ifadeler ele alındı. İncelenen şirketlerde, örneğin detoks tanımını aynı şekilde kullanana rastlanmadığı belirtildi.

Bilim adamları, vakaların çoğunda, üreticiler ve perakendecilerin, temizleme ya da fırçalama gibi işlemlerin çoğunu "detoks" diye adlandırdıklarını itiraf etmek durumunda kaldıklarını belirtti. Araştırmacılar, özellikle bazı detoks diyetlerinin de sağlık açısından sakıncalarına dikkat çekerken, bu tür diyetlerin genellikle para israfından başka bir şey olmadığı konusunda da uyardı.İngiliz hayır kuruluşu "Sense About Science", şişe suyundan yüz temizleme jeline 15 ürünü kapsayan değerlendirme sonrası, bu ürünlerin bir çoğunun detoks iddialarının anlamsız olduğunu bildirdi.

Araştırma kapsamında, vitaminlerden şampuanlara, detoks plasterlerinden vücut fırçalarına kadar detoks yaptığı iddia edilen ürünlerin ardındaki şirketler ve bu şirketlerin kullandıkları, ama aslında bilimsel bir değeri bulunmayan ifadeler ele alındı. İncelenen şirketlerde, örneğin detoks tanımını aynı şekilde kullanana rastlanmadığı belirtildi.

Bilim adamları, vakaların çoğunda, üreticiler ve perakendecilerin, temizleme ya da fırçalama gibi işlemlerin çoğunu "detoks" diye adlandırdıklarını itiraf etmek durumunda kaldıklarını belirtti. Araştırmacılar, özellikle bazı detoks diyetlerinin de sağlık açısından sakıncalarına dikkat çekerken, bu tür diyetlerin genellikle para israfından başka bir şey olmadığı konusunda da uyardı.

 
 
 

Laptop kullanırken nelere dikkat etmeli?

Laptop kullanırken nelere dikkat etmeli?

Büyük kolaylıklar sağlayan teknoloji ürünleri kullanırken olumsuz yönde etkilenmemek için bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. International Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Demet Parlar, laptop ile çalışırken kişinin ister istemez öne doğru eğildiğini, birçok kişinin de bilgisayarı kucağına alarak çalıştığını, bunun da duruş bozukluğu, omuz, boyun kuşağı ve bel kaslarının zorlanması ve şiddetli ağrılar duyulmasına neden olduğunu belirtiyor. Klavyeyi kullanırken ise bilek ve omuz eklemleri zorlanıyor, buralarda da ağrılar oluşuyor. Yapılan bilimsel araştırmalara göre el bileğini dakikada 2.5 kez hareket ettirmek ve dakikada 10 kez bileği zorlayıcı hareketleri, tekrarlı olarak yapmak, el bileği ve omuzlarda eklem ağrılarına yol açıyor.

Laptop kullanırken sağlığı korumanın yolları
Laptop’u mouse ile kullanmak, fazla sayıda bilek ve omuz hareketine yol açar. Bu nedenle klavyeyi kullanmak daha doğrudur. Ellerin aşağı eğik ya da yukarıda olmaması gerekir. En sağlıklı duruş ise bileklerin masa ve klavyeye paralel olarak durmasıdır.

Oturulan masanın yüksek olmaması, omuzların yüksekte kalmaması gerekir. Düzgün duruş pozisyonunda omuzlar ne aşağı inmemeli ne de yukarı çıkmamalıdır. Yüksek masalar çalışmak için uygun değildir.
Ayakların altına destek konmalı, ayaklar yere tam temas etmelidir.
Mouse kullanırken, ele sağa ve sola doğru yelpaze şeklinde hareket yaptırmak zorlayıcı hareketlere neden olur. Bunun için geliştirilen bilek ve eli destekleyici ürünler kullanmak önemlidir.
Laptop ile çalışırken kişinin başını aşağı ya da yukarı tutmaması, klavyeyi kucağına alarak çalışmaması gerekir. Bu fazla sayıda baş hareketi yapılmasına, boyun ve omuzların tutulmasına yol açar.
Bel boşlukta kalmamalıdır. Sırt desteği önemlidir. Çünkü sırt kaslarının zayıflaması, kamburluğa neden olur. Bel desteklenirse, belin arka eklemlerine binen yük azalır.
Çalışırken küçük molalar verilip esneme egzersizleri yapılmalıdır. Boyun, sırt, omuz kuşağı kasları için yapılan egzersizlerin yanı sıra ayağa kalkıp dolaşmak gerekmektedir.
Çalışma hızı bize vücudumuzu unutturduğu için, ağrılar özellikle akşamları artar; eklem kilitlenmeleri, fibromiyalji gibi sorunlar oluşur. Duruş bozuklukları fıtıklara da zemin hazırlar.
Hem basit hem de başkasına bağımlı olunmayan en güzel egzersizler yürüyüş ve yüzmedir. Haftada en az 3 gün yarım/bir saat süreyle yüzmek ya da her gün bir kaç dakika da olsa egzersiz yapmak çok faydalıdır.
Haftada 2-3 gün yarım saat süreyle yapılabilecek tüm vücut kaslarını çalıştıran pilates, jimnastik egzersizleri, düşük ağırlıklarla egzersizler de çok yararlıdır. Esneme, güçlendirme evde ya da spor salonlarında yapılabilir.
Yoğun iş temposu içinde olanlara yoga, reiki ve meditasyon önerilebilir. Nefes alma ve zihinsel gevşeme teknikleri oldukça yararlıdır.

Egzersizler neyi sağlıyor?
İş yapma kapasitesini artırır.
Kendini iyi hissetmeyi sağlar.
Eklemler daha iyi beslenir.
Kardiyovasküler kalp kapasitesi ve solunum kapasitesi artar.
Düzgün duruşu gelişir. (Kulak, omuz, kalça, ayak bileği aynı eksende olmalıdır.)

Bunların yanı sıra, düzgün ayakkabı seçimi büyük önem taşır. Yürüyüş yapılırken de ayakkabı doğru seçilmelidir. Düz, yere yapışan ve topuksuz ayakkabılar giyilmemelidir. Spor salonunda aletli ya da aletsiz çalışırken boyun çok iyi korunmalıdır.