| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
film izle - Sinema izle - Pc ps3 xbox wii oyunları - Klip izle

Ankara Haber | Ankarahaber

ankara haber, son dakika ankara haber,haber, ankara,son dakika

61 "islam" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"islam" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

Modernist Müslümanların klavuzu: Hagarism

Modernist Müslümanların klavuzu: Hagarism

İnternet sitelerinde İslam’a iftira etmek için sıklıkla başvurulan, “yansız” bilgi kaynağı olduğunu iddia eden Wikipedia’da dahi, sanki “güvenilir” bir araştırmaymış gibi sunulan, 30 yıl geçtikten sonra yazarlarının “gençtik, bir hatadır yaptık” dedikleri fakat açıkça “itiraf etme” cesaretini gösteremedikleri kitabın hikâyesini Kansas’taki Washburn Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Liyakat Ali Han yazdı. 30 yıl önce yazılan bu kitap, Müslüman modernistlerin ve İslam karşıtı entelektüellerin nereden beslendiklerini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Yazarlarının kitaplarından ortaya attıkları yüzlerce iddia bugün temel bir dayanağı varmış gibi birçok akademisyen tarafından kitaplarında alıntı olarak kullanılmakta. İşte bir kitabın hikayesi...

Hacerilik: Kafirler tarafından kafirlere yazılan kitap"Hagarism: The Making of the Islamic World" (Hacerilik: İslami Dünya’nın Kuruluşu) adlı kitap, Müslümanların tarihi gerçek olarak inandıkları her şeyi sorguluyor. Kur’an'ı Kerim'in Hz. Muhammed’de 22 senede (610-632) Mekke ve Medine’de indirildiğine dair ortak inanca karşı çıkıyor. Yerine Kur’an'ın, muhtemelen Suriye ya da Irak’ta, Peygamber’in ölümünden 50 yıl sonra tertiplendiğini, geçmişe dönük yazıldığını ve Peygamber’e atfedildiğini öne sürüyor. Kitaba göre, Kur’an, Halife Abdül Melik saltanatı (687-705) sırasında genişleyen imparatorluğu meşrulaştırmak için üretildi. Ayrıca kitap Müslüman kelimesinin 8’nci yüzyılda Filistin’in fetheden ve Ömer Cami’nin inşa eden Muhacirlerin yerine türetildiğini iddia ediyor. Kitap ayrıca ilk dönem Müslümanları için farklı bir kelime kullanıyor. Onlara "Hagarian" (Haceriler) adı veriyor. Yani İbrahim’den Hacer yoluyla gelenler. Bu ilk dönem Müslümanları, Sare yoluyla İbrahim’den gelen Yahudilerden ayırmak için kullanılan ırkçı bir isim. Hacerilik, ilk dönem Müslümanların tarihi olgusunu yaftalamak için bilerek seçilmiş aşağılayıcı ve muhtemelen ırkçı bir terim. Yazarın kendi kelimeleriyle kitap, “kafirler tarafından kafirler için” yazılmış. Kur’an'ın ilahiliğine, kutsallığına, Peygamber’in güvenirliğine ya da İslam tarihine saldırmak yeni bir şey değil. Kur’an'ın kendisi dahi benzeri saldırıların vahiy esnasında olduğunu doğrular. Binlerce yıldır Batılı akademisyenler, İslam’ın “sahte temelleri” sayılacak şeyleri göstermek için söz birliği içindedirler. Bu bağlamca, Hacerilik, geniş saldırı literatürü yığınında sadece yeni bir kitaptır. Ancak bu kitabı farklılaştıran şey, kitabın yazarları Michael Cook ve Patricia Cook’un kritik bulguları artık paylaşmamalarıdır. 3 Nisan 2006’da Michael Cook’la bir telefon görüşmesi yaptım ve Hacerilik’i konuştuk. Bana daha sonra e-posta’yla da doğruladığı şunları söyledi: “O kitabın temel tezi, şu anki fikrime göre, hatalıdır. Yıllar içerisinde tezi desteklemek için sunduğumuz kanıtların yetersiz ve tutarsız olduğunu gördüm”. 6 Nisan 2006’da Patricia Crone’la da kitap hakkında ne düşündüğüyle ilgili bir söyleşi yaptım. Kitabın temel tezini inkar etmekte o daha da samimiydi. Eleştirmenlerin kitap hakkında söyledikleri “bitirme tezi”yle aynı fikirdeydi. Kitap ilk kez yazarlar İngiltere’de yaşarken 1977’de basıldı. Crone şu ifadeleri kullandı: “Gençtik, bir şey bilmiyorduk. Kitap sadece bir hipotezdi, ikna edici bulgu değildi. Bir yerlerin desteğiyle yazdık. Şu an bu tezin geçerli olduğunu düşünmüyorum”.Birçok Hıristiyan ve Yahudi Batılı akademisyen, Hacerilik’i, “güvenilir bir araştırmadan” ziyade “zayıf bir argüman” olduğu için önemsiz saydı. Kitaba hayran olan tek tarihçi Chicago ve Harvard Üniversite’lerinde ders veren Daniel Pipes oldu. İslam ve Müslümanlar hakkında çirkin sözleriyle tanınan dünyaya küsmüş Siyonist Pipes, İslam’ın muhteşem gösterişli binasını Crone ve Cook gibi Batılı akademisyenler yerken, Müslümanların “kirişler ve kolonların olabileceği kadar güçlü” davrandığını öne sürüyor. Yine de Pipes bile kitabı “vahşi” olarak niteler. Akademik yadsımalara rağmen, tezi sanki güvenilir bir araştırmadanmış gibi internet siteleri kitabı İslam’a iftira için kullanıyor. Hatta Wikipedia’daki kitaptan bahseden bölümde Daniel Pipes’tan büyük bir alıntı yer alır. Makale şöyle sonlanır: “Her ne kadar bu araştırma İslami gelenekselcilerce yadsındaysa da, Batılı akademisyenler genel olarak Crone ve Cook’un İslam’ın kökleriyle ilgili çalışmasını övmüştür”. Wikipedia’dan bu sonucu desteklemesi için kaynak belirtmesini istediğimde, editör “kaynak gerekiyor” ibaresini düştü. Birkaç gün önce, Wikipedia admini dili değiştirdi. Şu an kitapla ilgili makale “çığır açan ve önemli bir araştırma” diye bitiyor.Karışıklık, Cook ve Crone’un kitaptaki gençlik bulgularını yadsımak için herhangi bir şey yapmamış olmalarından kaynaklanıyor. Yazarlar bana bunu yapmadıklarını ve böyle planları olmadığını itiraf etti. Akademik bir çalışmayı yadsımak kolay değildir çünkü bazen hatalar geçerli bulgularla örülür. Hiçbir akademisyen hataları düzeltmek için yeniden kitap yazma zorunluluğunda değildir. Yine de akademik saygınlık, yazarların artık kendilerinin de inanmadığı ve 1 milyardan fazla insanın inancına iftira eden bu skandal tezi resmen yadsımasını gerektirir. Ancak öyle görünüyor ki yazarların kariyerlerini başlatan ve kendilerine ilişkiler ve servet kazandıran kitabı yok sayma istekleri yok. Patricia Crone, İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde ders veriyor. Albert Einstein’ın akademik evi olan enstitü, kendisini  “dünyanın önde gelen teorik araştırma ve entelektüel sorgu merkezlerinden biri” olarak tarif ediyor. Michael Cook, Princeton Üniversitesi’nde Doğu Araştırmaları’nda profesör. Cook, 2002’de, Mellon Vakfı’ndan “beşeri araştırmalara belirgin katkısı”ndan dolayı 1,5 milyon dolarlık Seçkin Başarı Ödülü aldı.

Batı dünyasında İslam karşıtı yazmak için beyne ihtiyaç duyulmaz. 9/11’den sonra, İslam-karşıtı literatür, o kadar büyük bir iş haline gelmiştir ki alkışlanan akademisyenler bile kişisel-terfileri için cömertçe sömürmüşlerdir. Bu çevrede, yanlış İslam-karşıtı bir kitabı bile yadsımak dinden dönmek anlamına gelir. Kitabı yakmamıza gerek yok. Bizzat Crone ve Cook cesaretlerini toplamalı ve bundan 30 yıl önce gençlik hevesleriyle yaktıkları ateşi söndürmelidir.

 
 
 

Diyanet’in hadis projesinde sona doğru

Diyanet’in hadis projesinde sona doğru

Diyanet İşleri Başkanlığı, yönetimin değişmesiyle birlikte bir temsil makamı olmaktan öte bir misyonla öne çıktı. Birçok projeyi aynı anda uygulamaya geçiren Diyanet İşleri Başkanlığı, çalışmalarıyla ilgi uyandırdı.

BBC geçtiğimiz günlerde Diyanet’in hadislerle ilgili yaptığı çalışmayı haber yapınca yer yerinden oynadı. BBC'nin ilahiyat muhabiri Robert Pigott imzasıyla yayınlanan haberde Diyanet’in bu çalışması, “Dinde reform çalışması” olarak lanse edildi.

Pigott ile röportaj yapan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez bizzat çıkıp çok sert bir açıklamayla, çalışmanın “dinde reform olarak yorumlanması”nın en hafif ifadeyle saygısızlık olduğunu söyledi.

İslam’da reform olmaz! Görmez, bu kesin ve kat’i gerçeğin altını çizerken BBC’nin kendi sözlerini çarpıtarak hayal mahsulü yorumlar yaptığını söylemişti.

Peki, Diyanet’in hadis çalışması gerçekte neydi? Türk medyası BBC’den alıntı detaylarla Diyanet’in hadisleri ayıkladığını, yeniden yorumladığını ve özgün bir hadis kulliyatı üzerinde çalıştığını yazınca gerçek biraz daha bulanıklaştı.

Timeturk, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı hadis çalışmalarını, akıllardaki soru işaretlerini gidermek ve hakikati aramak kaygısıyla, projenin başındaki isim olan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez’le konuştu.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan, özellikle Türkiye ve dünyada geniş yankı uyandıran hadislerin günümüze uyarlanması şeklindeki açıklamanızla ilgili yanlış anlaşılmalar olduğu kesin. Bu meselenin aslı tam olarak nedir?

BBC’nin benimle görüştükten sonra yayınladığı haberde üç büyük yanlış var. Birincisi; benim açıklamalarımı kendi dünyasının kelime ve kavramlarıyla tanımladığı reformasyon, radikal revizyon ve İslam kaynaklarının yeniden düzenlenmesi gibi kavramlarla ele aldı. Bizim çalışmamızın bunlarla hiçbir ilgisi yok. İkincisi; bu açıklamalarım siyasetle ilintilendirildi. Yani Ak Parti’nin bir çalışması gibi değerlendirildi. Esasen hükümetin bu çalışmadan haberi bile yoktu. Kaldı ki bu çalışmayı hükümet yaptırsın. Bu çalışma tamamen Diyanet İşleri Başkanlığımızın özgün bir çalışmasıdır. Üçüncüsü ise; ilgili haberde yabancı bir isim yamadılar. O da tamamen yalandır. Yani Hıristiyanların kendi kavramlarıyla yorumlama yapmaları pek çok yanlışı da beraberinde getirdi.

Peki, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çalışması nedir?

Biz bu çalışmaya iki sene önce başladık. Başlama sebebimizin temelini; Türkiye’de ailelerin kendi çocuklarına okutacağı ve de camilerde imamlarımızın ders vereceği bir hadis kitabının olmaması oluşturuyor. Tabi ki elimizde Riyazu’s Salihin gibi, Tac gibi hadis kitaplarının tercümelere var ama bunların hepsi yorumlara ve şerhlere muhtaç kitaplardır. Bu sebeple yorumlarıyla, şerhleriyle yeni bir derlemenin zorunlu olduğunu düşündük. Ama çalışmaya başlamışken sıradan bir tercüme olmasın dedik. Öncelikle bütün hadis mirasımızı gözden geçirelim dedik. Yedi kişilik bir üst kurul oluşturduk, otuz beş hadis hocasıyla konuştuk, seksen kadar yazarla bir araya geldik ve bu şekilde çalışmamızı projelendirdik. Projemizde çeşitli safhalar var. Öncelikle bütün hadis külliyatını bilgisayar ortamına aktararak veri tabanı oluşturduk. Ki şu anda Kütüb-i Sitte’ye ilaveten Abdurrezzak’ın el-Musannef’i, Ebi Şeybe’nin el-Musannef’i, İmam-ı Malik’i Muvattâsı, Ahmed bin Hanbel’in Müsned’i ile birlikte yüz altmış bin rivayet var. Bu rivayetleri muhtevasını okuyarak manasına göre yeniden tasnif ettik ve bilgisayar ortamına aktardık.


Burada Buhari’nin sistemini mi kullandınız?       Hayır, burada Buhari’nin sisteminin tam tersini yaptık. Çünkü Buhari önce başlıklarını belirliyor daha sonra hadisleri yerleştiriyor. Bu yüzden bazı başlıkların altında hadis yoktur. Biz hadisin metnini okuyarak başlıklandırdık. Kendimizi sadece eski tasnifle sınırlı tutmadık. Bugünün meselelerini de düşünerek başlıkları belirledik. Sonra o başlıklar toplandı ve beş-altı bin kadar başlık hazırlandı. Sonra bu başlıkları nasıl en aza indirebileceğimizi düşündük. İman, ibadet, ahlâk, bireysel hayat, toplumsal hayat gibi temel konuları alarak bu başlıkları yaklaşık altı yüze kadar indirdik. Her başlıkla ilgili elektronik bir poşet oluşturduk. Bu elektronik poşeti oluşturduktan sonra hadisi hadislerle yorumlamak için ilkelerimizi belirledik.Yani bu şekilde yeni bir usul de geliştirmiş oluyorsunuz.Usulümüz şu; bir başlık altında doğrudan ve dolaylı yüz tane hadis varsa, biz bunları yazara gönderirken bu hadislerden üç tane en sahih, en kapsamlı ve en kolay ezberlenebilecek hadisleri seçmesini ve bu hadisleri güzel bir şekilde tercüme edip o başlığın altına yerleştirmesini, geriye kalan doksan yedi hadisi gerekirse on defa okuyarak beş sayfa özet çıkarmasını istiyoruz.O zaman bu yapılan şerh mi oluyor?Bu, o üç hadisin şerhi olacak ve geriye kalan doksan yedi hadis de dipnotlarla, gerekirse bir cümleyle gerekirse de bir kelime veya isimle açıklanacak. Fakat bu çalışmayı direk olarak kullanmıyoruz. Yazar bu çalışmayı bize gönderdikten sonra ilmi redaksiyonumuzda fıkıh, felsefe, sosyoloji vs. hangi bölümle alakalıysa o bölümün uzmanlarına gönderiyoruz. Bu safhadan sonra yazarın beğenmediğimiz bir yorumu varsa, onu yazara ileterek o yorumu tekrar düzenlemesini ve bize geri göndermesini istiyoruz. Son aşamada ise edebi redaksiyonda Türkçe’ye de uyarlanarak hazır hale getiriyoruz. Böylece Peygamberimiz (SAV) bugünün insanına ne demişse onu yorumlamış olacağız.DİYANET KİTAPLARI BİRÇOK DİLDE YAYIMLIYORŞu anda çalışmanın ne kadarı tamamlandı?  Şu anda yüzde yetmişi bitti. Allah izin verirse 2008 yılının sonunda altı cilt olarak yayınlamayı düşünüyoruz. Konulu tefsiri başaramadık ama konulu hadisi başaracağız inşallah. Bütün eski âlimlerden faydalandık.Bu çalışmayı yabancı dillere tercüme etmeyi düşünüyor musunuz?Birinci baskıyı yaptıktan sonra üç dile tercüme etmeyi düşünüyoruz; Arapça, İngilizce ve Rusça. Zaten Diyanet İşleri Başkanlığı olarak son dönemde yaptığımız çalışmaları Uygurca, Çince, Gürcüce, Arnavutça, Rusça, Almanca gibi on dile çevirdik.Bu çalışmanın nihai amacı nedir?Günümüzde birçok hadis kitabı şerhiyle birlikte var. Ama bildiğiniz gibi bu çalışmalar daha çok ilmi çalışmalardır. Siz tutup da bu kitapları aile içinde veya eğitim seviyesi normal olan halka okutmaya, anlatmaya çalışırsanız güçlük çekersiniz. Camideki vaaz dili bile gönüle hitap etmekten çıktı kuru bir dil haline geldi. Biz bunları düşünerek ama tabiî ki asli anlamına çok dikkat ederek bu işe koyulduk.KUR’AN’IN EN BÜYÜK İNKILÂBI ‘DİL İNKILÂBI’DIRGünümüzdeki en büyük sorunlardan biri de kavramlar. Yani kavramlarımızın içi boşaltıldı veya anlamları değiştirildi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu konuda da bir çalışması olacak mı?Biz bu çalışmayı yaptıktan sonra Hz. Peygamber’in kavramlar dünyası diyebileceğimiz muazzam bir eser çıkabilecek. Biz de buradan kavramlar çıkarıp bunları ayrıca kitaplaştırmayı düşünüyoruz… Çünkü Arapça her kelime Arabistan sınırları içinde kalmıştır. Peygamberimiz o kelimelerin içine bütün dünyayı yerleştirmiştir. Mesela ‘dalalet’ kelimesi çölde kervanın yolunu kaybetmesidir. “Hidayet” ise yolunu bulmasıdır. Peygamberimiz bu kelimenin içine bütün erdemleri, inancı, doğruluğu yerleştirdi. İslam’ın bütün kelime kavramları bu şekildedir. Çöl sınırlarını geçmeyen kelimeleri aldı eline ve evrenselleştirdi. Kur-an’ın en büyük inkılâbı ‘dil inkılâbı’dır. Çünkü her lafza yeni bir mana yerleştirmiştir.Bu çalışmanın ardından farklı projeleriniz var mı?Tabi ki düşünüyoruz. Bu projelerimiz konulu tefsir, günlük siyer yani Peygamberimizin günlüğünü işleyen, gün be gün ne yaptığını işleyen bir siyer ve belki de bir fıkıh kitabı…
 
 
 

Müslüman mezarlığına çirkin saldırı

Müslüman mezarlığına çirkin saldırı

1. Dünya Savaşı'na katılmış Müslüman askerlerin yattığı mezarlığa kesik bir domuz başı bırakan saldırganlar, mezar taşlarının üzerine Nazileri sembolize eden gamalı haçlar çizdi.

Siyah boyayla gamalı haç çizen saldırganlar, bazı mezar taşlarının üzerine de Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin kabinesinde bulunan Müslüman Adalet Bakanı Rachida Dati'nin adını yazdı. Mezar taşlarına İslam karşıtı sloganlar yazıldı.

SARKOZY KINADI

Mezarlık Müzesi Müdürü David Bardiaux, yüz kadar jandarmanın inceleme yapmak için olay yerinde bulunduğunu ve girişlerin yasaklandığını kaydetti.

Arras Savcısı Jean-Pierre Valensi de saldırıya uğrayan mezarların sayısının 148 olduğunu, saldırıların doğrudan İslam dinini ve Faslı bir baba ile Cezayirli bir anneden doğan Adalet Bakanı Rachida Dati'yi hedef aldığını bildirdi.

Bu arada, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Başbakan François Fillon, saldırıyı sert bir dille kınayan açıklamalarda bulundular.

 

 
 
 

'İslam'la Batı'nın sorunu politikacılar'

'İslam'la Batı'nın sorunu politikacılar'

Gallup tarafından 35 İslam ülkesinde 6 yıl süreyle 50 binden fazla kişiyle görüşülerek yapılan araştırma, Müslüman kamuoyunun Batı hakkında Batıda sanılanın tersine görüşlere sahip olduğunu gösterdi.

İslam dünyasının bütününü içine alan ilk kapsamlı araştırma olduğu bildirilen çalışmanın sonuçları, ''İslam adına kim konuşuyor? Bir milyar Müslüman'ın gerçek fikri ne?'' başlığı taşıyan bir kitap halinde yayımlandı.

Araştırmaya göre, gerek İslam dünyasında, gerekse Batıda karşılıklı yanlış anlamalar var ve bu da genellikle politikacılarla medya tarafından ayakta tutuluyor. Politikacılarla medyanın bu tavrının karşılıklı kuşkuları ve çatışmayı körükleyebileceği belirtiliyor.

Söz konusu araştırmada yer alan Dalia Mogahed, Batıda televizyonların İslam hakkında kötü bir izlenim yaratacak yönde yayınlar yaptığını, oysa İslam ülkelerinde Hristiyanlığa karşı tarafsız bir tutum takınıldığını belirtti.

''Müslüman ve Batı toplumları arasındaki çatışma, kaçınılmaz olmaktan çok uzakta'' diyen Mogahed, bunun, çalışmanın en önemli sonuçlarından biri olduğunu vurguladı. Mogahed, sonuçların yer aldığı kitabı kendisiyle birlikte kaleme alan, Georgetown Üniversitesinden profesör John Esposito ile çıkardıkları ortak sonuçlar hakkında şu açıklamaları yaptı: İlkelerden çok, politikalar söz konusu. Müslüman dünyasında giderek yaygınlaşan ABD ve İngiltere karşıtı duygulara karşın, dünyadaki Müslümanlar Batıda ifade özgürlüğü, demokrasi, teknolojik gelişmişlik ve bilgiye ulaşma imkanları gibi olumlu değerlerin ağır bastığının farkında olduklarını belirtiyorlar.

Araştırmaya göre Müslümanlar, Batının değerlerini beğenmelerine karşın, Batının kendilerine saygı duymadığını düşünüyor.

Çalışmada, Hamas'ın Filistin topraklarındaki seçim başarısı örnek verilirken, Hamas'ın başarısına karşın ABD ve İsrail'in seçim sonuçlarını tanımama yolunda ellerinden geleni yaptığı kaydedildi.

Mısır, Ürdün ve İran halkının yüzde 65'inden çoğunun ''ABD, bulunduğumuz bölgede kendi siyasi geleceğimizi belirlememize izin vermez'' görüşünde olduğu belirlendi.

 
 
 

Gallup'un anketi batıyı şaşırttı

Gallup'un anketi batıyı şaşırttı

Dünyadaki Müslümanların Batı'ya yaklaşımına ilişkin yapılan bir araştırmaya göre, her iki taraf arasında görüş ayrılıkları genellikle politikacılarla medyadan kaynaklanıyor.

Dünyadaki Müslümanların 11 Eylül terör eyleminden beri Batı'ya yaklaşımına ilişkin yapılan bir araştırmaya göre, her iki taraf arasında görüş ayrılıkları genellikle politikacılarla medya tarafından ayakta tutuluyor.

Gallup tarafından 35 İslam ülkesinde 6 yıl süreyle 50 binden fazla kişiyle görüşülerek yapılan araştırma, Müslüman kamuoyunun Batı hakkında Batı'da sanılanın tersine görüşlere sahip olduğunu gösterdi.

İslam dünyasının bütününü içine alan ilk kapsamlı araştırma olduğu bildirilen çalışmanın sonuçları, "İslam adına kim konuşuyor? Bir milyar Müslüman'ın gerçek fikri ne?" başlığı taşıyan bir kitap halinde yayımlandı.

Araştırmaya göre, gerek İslam dünyasında, gerekse Batı'da karşılıklı yanlış anlamalar var ve bu da genellikle politikacılarla medya tarafından ayakta tutuluyor.

Politikacılarla medyanın bu tavrının karşılıklı kuşkuları ve çatışmayı körükleyebileceği belirtiliyor.

Söz konusu araştırmada yer alan Dalia Mogahed, Batı'da televizyonların İslam hakkında kötü bir izlenim yaratacak yönde yayınlar yaptığını, oysa İslam ülkelerinde Hristiyanlığa karşı tarafsız bir tutum takınıldığını belirtti.

"Müslüman ve Batı toplumları arasındaki çatışma, kaçınılmaz olmaktan çok uzakta" diyen Mogahed, bunun, çalışmanın en önemli sonuçlarından biri olduğunu vurguladı.

Mogahed, sonuçların yer aldığı kitabı kendisiyle birlikte kaleme alan, Georgetown Üniversitesi'nden profesör John Esposito ile çıkardıkları ortak sonuçlar hakkında, "İlkelerden çok, politikalar söz konusu. Müslüman dünyasında giderek yaygınlaşan ABD ve İngiltere karşıtı duygulara karşın, dünyadaki Müslümanlar Batı'da ifade özgürlüğü, demokrasi, teknolojik gelişmişlik ve bilgiye ulaşma imkanları gibi olumlu değerlerin ağır bastığının farkında olduklarını belirtiyorlar" diye konuştu.

Araştırmaya göre Müslümanlar, Batı'nın değerlerini beğenmelerine karşın, Batı'nın kendilerine saygı duymadığını düşünüyor.

Çalışmada, Hamas'ın Filistin topraklarındaki seçim başarısı örnek verilirken, Hamas'ın başarısına karşın ABD ve İsrail'in seçim sonuçlarını tanımama yolunda ellerinden geleni yaptığı kaydedildi.

Mısır, Ürdün ve İran halkının yüzde 65'inden çoğunun "ABD, bulunduğumuz bölgede kendi siyasi geleceğimizi belirlememize izin vermez" görüşünde olduğu belirlendi.

 
 
 

İslam dünyasının gözü bu sempozyumda

İslam dünyasının gözü bu sempozyumda

Umman Adalet Bakanı Muhammed Bin Abdullah Bin Zahir El Nihai öncülüğünde Umman Sultanlığında “Modern İslami Fıkıhta tecdit ve taknin” adlı “fıkhi ilimlerin gelişimiyle” ilgili sempozyumun yedincisi bugün sona eriyor. Sempozyuma İslam Dünyasından bir çok tanınmış alim ve düşünür katılıyor. İlk günkü konuşmalar fıkıhta taknin ve tecdit için ictihadın şer’iliği tartışıldı.

5 Nisan 2008 Cumartesi günü başlayan sempozyomun açılış konuşmasında Bakan Bin Zahir El Nihai “fıkhi ilimlerin gelişimiyle ilgili olan sempozyumların yedincisiyle karşı karşıyayız, sıkıntıların giderilmesi ve bu devasa fıkhi mirasın sorumlu bir araştırma ile derinlemesine incelenmesi için gereken motivasyonu sağlaması açısından son derece pozitif etkileri olan bu konunun öneminin bilinci içerisindeyiz” dedi.

Yeni gelişmeler dikkate alınmalı

Nihai, “Alimler ümmetin işini kolaylaştırmak, sıkıntısını gidermek ve şeriatın yeni gelişmeleri de içine sindirmesini sağlamak için gayret etmeli,emek harcamalı, zira şeriat sürekli yenilenme üzerine kurulmuş, yeni ortaya çıkan sıkıntılar esnasında gerektiğinde bu geliştirme, yenileme ve ictihat olarak alimlerin sorumluluğudur” dedi.

Öte yandan Umman Müftüsü Şeyh Ahmed Bin Hamed El Halili yaptığı konuşmada “ictihadın meşru olduğunu, ictihadı ilk dile getirenin Kur’an olduğunu ve Resullah (sav)’in eshabına din işlerinde ictihat yapma fırsatı verdiğini” söyleyerek, “Alimlerin fikir aşısında bulunması en iyi ictihat türlerinden sayılmaktadır, insan kendini az kardeşini çok düşünür, zaten bu tür sempozyumlar da bunun için düzenlenir” diye konuştu.

Sabit ve değişken

Umman Vakıflar Bakanlığı adına söz alan Vaaz ve İrşat Genel Müdürü ve sempozyumu düzenleyen komitenin Başkan Yardımcısı Dr. Salim Bin Hilal El Harusi ise “Sabit ve değişken bu sempozyumda tartının iki kefesidir, vahyin realiteye indirgenmesi olarak değişkenin ihtiyacı için sabitten faydalanırız, denildiği gibi din “cahid” (inkarcı,inanmayan) ile “camid” (katı, değişmeyen, esnek olmayan) arasında kaybolmuş durumda. “Cahid” cuhuduyla insanları yoldan çıkarırken “Camid” onları cumuduyla fitneye sevk ediyor,” dedi.

“Fıkhın taknini ve şeriatın hükümlerini bireyin ve toplumun davranışını detaylı ve düzenli olarak düzenleyecek ,bilimsel ve pratik hususlarda gerektiğinde başvurmasını kolaylaştıracak genel kaidelere dönüştürmek, bu eski yeni büyük hususların başında geliyor” diye konuştu.

Cezair Dinişleri Bakanı Dr. Abdullah Gulamullah ise “benim mütevazi görüşüme göre en önemli husus, hüküm çıkarırken belli bir metotla çalışmamız, ilk esaslardan hüküm çıkarmada uygulanan kuralları uygulamamız lazım,tabi bu uygulamayı moda mod bir şekilde yapmadan,” dedi.

Dr. Gulamullah, “Ümmetin faydasız olan şeylerden kurtulmasını sağlayacak güçlü çözümler bulmak için yeterli çözüme dayanan ortamlar sağlamayıp yeni fikirler ortaya koymaya ve her defasında önümüze çıkan problemlere çözümler bulmaya" çağırdı.

Yolu aydınlatan bir çalışma

Öte taraftan Ezher’deki en yüksek ilmi cephe olan İslami Araştırmalar Akademisi Genel Sekreteri Şeyh Ali Abdulbaki Şehata “fıkıhta taknin ve tecdit ile yolumuzu aydınlatan çalışmaları daha fazla anlatmak, sürekli yenilenen problemlerimizi tartışmak ve çocuklarımızı batı özentisiyle heba olmaktan korumak için toplanmış bulunmaktayız” dedi.

Şeyh Şehata, “Ümmetin umudu alimlerin bu mirasa yeni katkılar sunmalarına bağlıdır, bu aynı zamanda hesaba çekileceğimiz bir görevdir, Kur’anı Kerim’de hükümlerde geldiği gibi aklımızı çalıştırmalı ve ictihat yapmalıyız” diye konuştu.

İslami mezhepleri yakınlaştırma Merkezi Genel Sekreter Danışmanı Dr. Muhammed Mehdi Necef ise “yaşadığımız bu acıklı durum biz alimleri bundan kurtulmaya,yükümüzü hafifletmeye ve İslam’ın tüm zaman ve mekanlar için geçerli olduğunu ispatlamaya çağırıyor” dedi.

Taknin ve Tecdit

Şam Alimleri Birliği Başkanı Vehbe Ez Zuhayli ise ilk günkü konuşmaları değerlendirirken “bu sempozyumun başarılı olacağının kanıtlarından biri de “taknin ve tecdit” gibi iki kelimeyle sınırlı olmasıdır. Taknin şeriatın değişmezlerini ifade ederken tecdit değişmezlerin temellerine dokunmadan hayat işlerine ve sürekli önümüze çıkan meselelere çare bulmak için gerekli olan açılımı dile getirir” dedi.

Şeyh Ez Zuhayli Müslüman alimlere çağrıda bulunarak “başkalarını razı etmek için dinin değişmezlerinden taviz vermeyecek kadar güçlü ve katı olmalarını” istedi, şeyh ayrıca Kur’anileri ve sünnet inkarcılarını da kınadı.

“Fıkhi ilimlerin gelişimi” üzerine Umman’da bu yıl yedincisi düzenlenen sempozyumun hedefi İslami fıkıh mirasını araştırmak, bu mirası berrak bir şekilde takdim etmek,çok daha esnek ve realiteye ve hayatın detaylarına daha yakın bir fıkhi kültür oluşturmak.

Sempozyum dört aşamadan oluşuyor: “ictihad ve tecdit”, “Fıkıhta taknin ve gelişimleri”, “Taknin ve Tecdit problemleri” ve “Modern fıkhi ictihat akımları ve kolları”.

Eski sempozyumlarda ortaya atılan konular arasında “fıkhi kaideler, ansiklopedik telif, karşılaştırmalı fıkıh, şeriatın maksatları, ani gelişen yeni problemlere çözüm fıkhı ve fetvaların yenilenmesi” bulunuyor.

 
 
 

"Cemevinin caminin alternatifi gibi sunulması yanlış"

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, cemevinin, caminin alternatifi gibi sunulmasının, Aleviliği müstakil bir din haline getireceği ve ezici çoğunluğu camiyi ibadethane olarak kabul eden Alevileri Müslümanlıktan koparacağı için yanlış olduğunu belirterek, "Bu talep, Müslümanlar arasında tefrikanın körüklenmesine ve meydana getirilen ayrılığın giderek kemikleşmesine de yol açar" dedi.

DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız'ın, konuyla ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelttiği soru önergesine Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu yazılı yanıt verdi.

Bardakoğlu, İslam'ın 14 asırlık tarihsel tecrübesinde, cami ve mescitlerin, belli bir mezhebin, meşrebin veya inanç grubunun ibadet yeri değil, camiye gelen, gelmeyen, namaz kılan kılmayan bütün Müslümanların ortak mabedi olarak varlığını sürdürdüğünü belirtti.

Bardakoğlu, "İslam tarihinin hiçbir döneminde, kendisini İslam içinde görüp de camiye alternatif başka bir ibadethane kuran mezhep ve tarikat olmadığı gibi, tasavvufi adap ve erkanın yürütüldüğü mekanlar, hiçbir zaman caminin alternatifi bir ibadethane olarak algılanmamış ve isimlendirilmemiştir" dedi.

Aleviliği, "Anadolu'nun mistik ve sufi geleneği içinde ortaya çıkan, yazılı kaynaklardan daha çok, büyük ölçüde kültürel öğeleri içeren ve şifahi yolla ve çeşitlenerek bugüne gelmiş, İslam içi bir inanış ve yorum biçimi" olarak tanımlayan Bardakoğlu, tarihte de böyle algılandığını, hiçbir zaman ayrışma, ötekileme nedeni olmadığını ve olmaması gerektiğini ifade etti.

Bardakoğlu, "Cemevleri de özgün, kültürel ve mistik kimliği ve misyonu bulunan ve bize ait olan bir zenginliğimizdir" dedi.

 

 
 
 

El yazması Kur'an'a rekor fiyat

El yazması Kur'an'a rekor fiyat

İngiltere'de düzenlenen bir açık artırmada, 7. yüzyıldan kalan, el yazması bir Kuran-ı Kerim, yaklaşık 2,5 milyon sterline (yaklaşık 6,25 milyon YTL) satıldı.

Londra'daki Christie's müzayede evinin açıklamasında, Kuran-ı Kerim'in Suudi Arabistan'ın Medine kentinde yazıldığının sanıldığı belirtildi. Kuran-ı Kerim'i satın alan kişinin kimliği açıklanmadı.

Christie's'in açıklamasına göre, açık artırmada İspanya'nın Cordoba kentinde yapıldığı sanılan, işlemeli bir mermer de 1,3 milyon sterline (yaklaşık 3,25 milyon YTL) alıcı buldu.

 
 
 

Cambridge'den İslam ansiklopedisi

Cambridge'den İslam ansiklopedisi

Cambridge Üniversitesi hâlihazırda “Müslümanlarla Hıristiyanlar arası ilişkiler ansiklopedisi” üzerine çalışıyor. 2012 yılında yayına hazır hale getirilecek olan ansiklopedik kitap 900 sayfadan oluşacak ve dini mezhepler, kutsal mekânlar, kitabı mukaddes, teolojik bilimler ve temel konu ve metinleri kapsayacak.  

Ansiklopedinin hazırlanması çalışmasına dünyanın dört bir tarafında farklı kültür ve dini çevrelerden 60 şahsiyet katılıyor. İlk dönemlerden başlayarak Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki ilişkileri ele alacak olan kitap, Hıristiyanlıkla İslam arasında var olan benzer ve farklı konuları da sayfalarına taşıyacak. 

Ansiklopedinin amacı 

Projenin mimarı olan Martin Forward “Chicago Tribune” gazetesine “papaz ve din adamı olmak isteyen Hıristiyan ve Müslümanlardan ve  tüm sosyal kesimlerden Hıristiyanlıkla İslam dinini birleştiren ilişki ve bağların öneminin bilincinde olmalarını arzuladıklarını” söyledi.. Forward ansiklopedinin amacını açıklarken “tüm okurlara Müslümanlarla Hıristiyanların tarih boyunca barış içinde yan yana yaşadıklarını göstermek istiyoruz” ifadelerini kullandı. Forward “geniş bir bakış açısıyla hazırlanacak olan ansiklopedi konuları arasında yer alan sanat, sinema ve kadın hareketini Hıristiyan-İslami ortak bir perspektiften ele alıyor” diye devam etti. 

Martin Forward’ın 2006 yılında Yahudilikle Hıristiyanlık arasındaki ilişki ve bağları ele alan benzer bir kitabı daha olduğu söyleniyor. Ansiklopedinin yazarlarından biri olan Scott Alexander ise “bu kitabın dinler arası diyalog ya da dini tartışmayla ilgilenen herkes için ortak ve alışık bir grup kelime oluşturmayı temenni ettiklerini” söyledi. Dinlerarası diyalog hareketinin dünyanın her tarafında var olduğunu dile getiren Alexander konunun basın tarafından yeterince işlenmediğinden yakınıyor. 

İki din arasında benzer ve farklı noktalar 

Forward açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Hıristiyanlık da İslam da hayra ve barışa çağıran merhametli bir ilahın varlığına inanıyor. 2000 yıl önce ortaya çıkan Hıristiyanlık İsa Mesih’in öğretileri ve hayatı üzerine kurulmuş ve Hıristiyanların çoğu onun rabbin oğlu olduğuna inanıyor. Hıristiyanlıktan 600 yıl sonra ortaya çıkan İslam peygamberi de Muhammed’dir. 

Müslümanlar Kur’an metinlerinde de belirtildiği gibi İsa’ya “mesih” demelerine rağmen bu tanımlama dini bir kavram taşımıyor ya da içermiyor. Hıristiyanlar mesihin Rabbin oğlu olduğuna ve meşakkatin sembolü olduğuna ve yeniden dönmek veya ayağa kalkmak ya da dirilmek üzere ölmeden önce çarmıha gerilerek işkenceye uğradığına inanıyor. İslam ise Allah’ın bir oğlu olduğuna ya da Mesih’in çarmıha gerilerek öldüğüne sonra ayağa kalkıp ya da yeniden dirileceğine inanmıyor. 

Ancak İslam’ın ruhani tarafında Mesihin önemli bir ruhani kişilik olduğuna inanılıyor. Örneğin Ortaçağın en önemli Müslüman düşünürlerinden İbni Arabi ruhani tecrübe olarak Mesih’i en önemli peygamber olarak nitelendiriyor.” 

İslam’ı merak eden Hıristiyanların sayısı her geçen gün artıyor 

Notherdam Üniversitesinde İslami konularda araştırma görevlisi olarak çalışan ve bu kitabın hazırlanmasına katkıda bulunan Reşid Ömer “Amerika’da dinler arasında özellikle İslam ile Hıristiyanlık arasında diyalog faaliyetlerinin hızlı arttığını 11 Eylül olaylarından sonra Amerikalılarda oluşan negatif reaksiyonlara rağmen bu durumun daha da belirgin hale geldiğini, birçok Hıristiyan’ın İslam hakkında daha fazla bilgi öğrenmek için camileri ziyaret etmeye başladığını” ifade etti. Ömer son birkaç yıl içerisinde çok sayıda kilise tarafından bir Müslüman olarak imanını insanlara açıklaması için kiliseye davet edildiğini ve her seferinde İslam’ı merak edip daha fazla bilgi edinmek isteyen Hıristiyanların sayısının arttığını hissettiğini dile getiriyor.

 
 
 

Diyanet'ten organ nakli için fetva

Diyanet'ten organ nakli için fetva

Diyanet İşleri Başkanlığı, organ nakliyle ilgili olarak vatandaşların kafasında soru işaretlerine aylık dergisinde yanıt verdi. Tartışılacak görüşlerin yer aldığı dergide, kök hücrelerden laboratuar şartlarında üretilen alternatif organ ve doku kullanımı da dahil olmak üzere bütün tedavi yolları tüketildikten sonra, son çare olarak organ naklinin yapılabileceği belirtildi ve eklendi: "Ancak nakil için gerekli dini, tıbbi, hukuki ve ahlaki tedbirlerin alınması gerekir. Yazıda, naklin şartları şöyle sıralandı:

* ESTETİĞE KOŞULLU İZİN: Operasyondan beklenen yararın, doğuracağı zarardan üstün olduğundan emin olunması ve bunun kişiyi kaybettiği bir organına kavuşturmak, organın eski şekline dönmesine veya normal fonksiyonunu görmesini sağlamak yahut kişiye psikolojik veya fonksiyonel bir sıkıntıyı veren bir sakatlığı veya çirkinliği gidermek maksadıyla yapılması şartıyla insan vücudunun bir yerindeki organın, aynı insanın başka bir yerine nakli caizdir.

* İKİ GÖZ BİRDEN NAKLEDİLEMEZ: Dinen aranan şartların gerçekleşmiş ve bağışta bulunanın tam ehliyetli olması kaydıyla, kan ve deri gibi kendiliğinden yenilenen organın, bir insandan diğerine nakli caizdir. Başkasının vücudundan hastalık sebebiyle ayrılmış organın bir parçasından yararlanmak caizdir. (Bir şahsın hastalık sebebiyle gözünün çıkarılması sırasında korneasının alınması gibi.) Canlı bir insandan, hayatın devamı kendisine bağlı bulunmasa bile her iki göz korneasının birlikte alınmasında olduğu gibi temel bir hayati fonksiyonu devre dışı bırakan organ nakli haramdır.

* KALP NAKLİ HARAM: Kalp gibi hayatın kendisine bağlı bulunduğu bir organın canlı bir insandan diğer birine nakli haramdır.

* ÖLÜDEN ORGAN NAKLİ: Ölüden canlı birine organ nakli izin alınmış ise caizdir. Organ naklinin ittifakla caiz görülmesi, organın satımı yapılmaması şartına bağlıdır.

* CENİNDEN ORGAN NAKLİ: Başka bir insana nakledilmek üzere ceninin organ ve dokularını almak caiz değildir. Fakat kendiliğinden düşmüş veya annenin hayatını kurtarmak gibi sebeplere bağlı olarak hukuken hayatı sonlandırılmış olan ceninin organları kullanılabilir. 10 ve 11'inci haftalarda ceninden ilik ve doku almak haramdır. Beyni tam olarak oluşmadan doğmuş bebeğin ölümü kesinleşmedikçe organları alınamaz.

Beyin ölümü şartı gerekiyor

YAZIYI kaleme alan Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Ahmet Yaman, organ naklinin temel şartının beyin ölümü olduğunu belirtti ve "Beyin ölümünün gerçekleşmesi organ nakli için caiz olan zamanın başlaması demektir. Organı alınacak kimsenin yaşama dönüş şansı olmadığını gösteren heyet raporu gerekir" dedi. Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem ise şunları söyledi: "Organ nakledilebilmesi için kişinin beyin ölümünün gerçekleşmesi gerekiyor. Bitkisel hayata girme, beyin ölümü anlamına gelmiyor" diye konuştu.

'Yumurtalık ve er bezi nakli haram'

DİYANET İşleri Başkanlığı dergisinde çıkan yazıda yumurtalık ve er bezi nakli için şu görüşlere yer verildi: "Nakledildiği kişide genetik şifreyi taşımaya devam ettiğinden erbezi ve yumurtalık gibi üreme bezlerinin nakli haramdır. Üreme organları dışında genetik şifreyi taşımayan üreme sistemine dahil diğer organların nakli, ancak dinen-hukuken geçerli bir zaruret söz konusuysa ve daha önce açıklanan şer'i ölçü ve kurallar çerçevesinde meşrudur. Eğer başarı şansı varsa ve diğer şer'i sakıncalar bertaraf edilmişse hayvan cenininden istifade mümkündür."