| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
film izle - Sinema izle - Pc ps3 xbox wii oyunları - Klip izle

Ankara Haber | Ankarahaber

ankara haber, son dakika ankara haber,haber, ankara,son dakika

40 "denizli haber" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"denizli haber" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

Bol bol egzersiz yapın

ankara haber

Düzenli yapılan orta şiddetteki ılımlı egzersizlerin hastalıklardan korunma, hastalık halinden kurtulma ve yaşam kalitesini yükseltmede önemli rol oynadığı bildirildi.

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kürşat Karacabey AA muhabirine yaptığı açıklamada, egzersizin hastalıktan korunmada etkin rol oynadığını ve sağlığı olumlu yönde etkilediğini bildirdi.

Egzersizin fiziksel olduğu kadar ruhsal sağlık için de önemli olduğunu, yapılan araştırmaların egzersiz yapan kişilerin yapmayanlara göre pek çok açıdan daha sağlıklı olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Karacabey, şöyle konuştu:

''Osteoporozun gelişimini yavaşlatmak açısından egzersiz çok etkili. Kadınların ergenlik çağından önce egzersize başlaması gerekiyor. Bu dönemden itibaren kemik kitlesi artar. 20-30 yaş arasında kemik kitlesi artışı sabitlenir.

Düzenli ve bedeni çok fazla yormayacak egzersizler çok ileri yaşlardaki kişiler için bile faydalıdır. Jogging, yürüyüş, aerobik step, dans, tenis ve basketbol gibi egzersizler kemik kitlesinin sağlıklı gelişiminde önemli rol oynar ve kemik kitlesinin maksimal düzeye ulaşmasına katkı sağlar.''

Karacabey, bilimsel çalışmaların düzenli egzersizin kan akımını düzenlediğini ve korumaya yardımcı olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Durağan yaşam tarzı sürdürenlerin, sporculara göre yüzde 35 daha fazla hipertansiyon riskine sahip olduğunu dile getiren Karacabey, şunları anlattı:

''Ayrıca klinik ve deneysel çalışmalar düzenli ve ağır olmayan egzersizin üst solunum yolu enfeksiyonu sıklığının azaldığını göstermiştir. Ayrıca bu tür egzersizlerin türü kalp hastalığı, şişmanlık, insüline bağlı olmayan diyabet, yüksek tansiyon ve osteoporoz gibi hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde, vücut ağırlığının kontrolü ve organizmanın strese karşı direncini arttırmada önemli rol oynadığı ispatlanmıştır. Egzersiz hastalıktan korunmada etkin rol oynar, sağlığı olumlu yönde etkiler''

-''HAYATA DAHA MUTLU BAKAR''-

Karacabey, egzersiz yapan kişilerin kendisini daha enerjik hissettiğini, tembellikten uzaklaştığını, sakinleştiğini ve hayata daha mutlu baktığını ifade etti.

Egzersiz yapmanın öz saygının gelişmesinde etkili olduğunu, organizmayı bedensel ve ruhsal streslerin yıpratıcı etkisinden koruduğunu ve kişilerin kendisine güvenini arttırdığını dile getiren Karacabey, şöyle devam etti:

''Düzenli ve etkili egzersiz, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için hastalıklardan korunmanın, tedaviyi desteklemenin ve yaşam kalitesini arttırmanın en ekonomik yollarından biri. Bu konuda başta ailelere ve eğitim kurumlarına büyük görev düşüyor. Hastalanma risklerini azaltmak ve sağlıklı kalabilmek için organizmamızın doğal savunma sisteminin kuvvetlenmesi gerekiyor. Bu açıdan vücudun doğal savunma sistemini düzenli egzersizlerle güçlendirmek önemli.''

Karacabey, egzersizlerle güçlenen bağışıklık sisteminin hastalıklara karşı vücut direncini arttıracağını, hastaların iyileşme süresini kısaltacağını ve iş verimini yükselteceğini vurguladı.

Yürüyüş ile düşük ve orta hızlı koşuların en ideal egzersiz türleri olduğunu dile getiren Karacabey, egzersizin şiddeti ve süresinin her yaş grubu, cinsiyet ve kişilerin fiziki yapılarına göre değişebileceğini sözlerine ekledi.

 
 
 

Mutluluğun ilacı "marul"

ankara haber

Sağlık kaynağı yeşil sebzelerin başında gelen ve dekar alandan, maliyetinin iki katı gelir elde edilen marul, bu yıl Çukurova'da üreticisini en fazla mutlu eden ürün oldu.

Türkiye'nin tarım merkezlerinden Çukurova'da, başta Almanya olmak üzere Fransa, Romanya ve Macaristan olmak üzere birçok ülkeye marul ihracatının başlaması üreticilere teşvik kaynağı oldu.

Yörede marul üretiminin en yoğun yapıldığı yerlerden Yumurtalık ilçesinde, geçen yıl bin 200 dekar civarında olan ekim alanı bu yıl 2 bin dekara yükseldi.

Yumurtalık İlçe Tarım Müdür Vekili Haşmet Bahadır Laçin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kasım ayında ekimine başlanan, hasadı ise kış sonuna kadar sürecek olan marulun bu yıl dekara maliyetinin 300-400 TL arasında değiştiğini bildirdi.

Laçin, maliyeti en düşük tarımsal faaliyet olan marulun dekarının tüccarlar tarafından ürün hasat dönemindeyse bin ile bin 100 TL arasında satın alındığını belirtti.

Yörede geleneksel ürünlerin dışına çıkarak alternatif arayışına giren çiftçinin denedikleri marul yetiştiriciliğinden yüzde 100'ü aşan karlılık sağladığını ifade eden Laçin, elde edilen memnuniyetin ekim alanlarının önümüzdeki yıllarda artarak süreceğini gösterdiğini kaydetti.

-MARUL, SAĞLIK KÜPÜ-

Uzmanlara göre, sağlık deposu olarak gösterilen marul, sinirleri yatıştırıyor, uykusuzluğu gideriyor, sinirsel kalp çarpıntılarını önlüyor.

Kabızlığı önleyici ve hazmı kolaylaştırıcı özelliği ile de bilinen marul, basura iyi gelmesinin yanı sıra kanı da temizleme özelliğine sahip. İdrar söktüren, romatizma tedavisinde de önerilen marul, karaciğer ve dalaktaki şişkinlikleri gidermede de olumlu etki yapıyor.

 

 
 
 

Fazlası kanser yapıyor.Yazi Boyutu :

ankara haber

Prof. Dr. Süleyman Türk, son yıllarda ülkemizde kanser vakalarında olağan üstü bir artış yaşandığına dikkat çekti. Yapılan araştırmalara göre kansere neden olan faktörlerin başında sağlıksız beslenmenin geldiğine işaret eden Türk, bunda da en büyük etkenin özellikle fast foodlarda yağların tekrar tekrar kullanılması olduğunu öne sürdü. Gıdalarda yağların bir defadan fazla kullanılmasının bile kanser riski taşıdığını ifade eden Türk, "yağı kaç defa kullanırsanız kanser riski de o oranda artıyor" dedi.

YAĞLAR 10 GÜN KULLANILIYOR

Pek çok gıda sanayicisinin, fast food işletmelerinin aynı yağı onlarca kez kullandığını öne süren Türk, "Yağı filtre edip ertesi gün yine kullanıyorlar. Isıtıldığında yapısı değişen yağ, daha sonraki kızartmalarda ürüne kanserojen etkilerini bırakıyor. Bizde bazı fast food işletmelerinde yağlar en az bir hafta 10 gün kullanılıyor” dedi.

 

 
 
 

Hastaların yağından biyodizel yakıt

ankara haber

ABD'nin ünlü yıldızlarının yaşadığı Kaliforniya eyaletinin Beverly Hills kentinde, eski bir doktorun, hastalarının yağlarını biyodizel yakıtı olarak kullandığı ortaya çıktı.

Forbes dergisinin web sitesinde yer alan habere göre, Dr. Craig Allan Bittner ve kız arkadaşının arazi araçlarının yakıtlarının tuhaf kaynağı, eyalet sağlık bakanlığının, doktorun ve asistanı olan kız arkadaşının ruhsatsız ameliyat yaptıkları gerekçesiyle açılan soruşturmada tespit edildi.

Beverly Hills Liposculpture adlı kliniğini geçen Kasımda kapatan Dr. Bittner ise, artık kapalı olan kendisine ait "lipodiesel.com" web sitesinde yazdığı açıklamasında, hastalarının büyük bölümünün yağlarını yakıt olarak kullanmasını istediğini belirterek, "Zaten kullanabileceğimden fazla yağ vardı" demişti.

Forbes, Kaliforniya yasalarının, insan tıbbi atığından araç yakıtı yapmayı yasakladığını yazdı.

Doktora dava açan üç eski hastasının avukatı Andrew Besser da, Dr. Bittner ve kız arkadaşının hastalarının görünüşünü bozacak ciddi hatalara yol açan ameliyatlar yaptıklarını belirtti.

Kliniğini Kasım'da kapatan ve ABD'yi terk eden Dr. Bittner, kliniğinin web sitesinde, bir klinikte gönüllü çalışmalar yapmak üzere Güney Amerika'ya taşındığını bildirdi.

 

 
 
 

Her hapşırıkta grip oluyorum demeyin

ankara haber

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Alper Şener, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hapşırığın adeta vücudun verdiği bir alarm olduğunu belirtti.

Özellikle Helenistik dönemde hapşırığın tanrıların uyarısı olarak algılandığını, Uzakdoğu medeniyetinde de hapşırmanın, birinin hakkınızda konuştuğu şeklinde yorumlandığını anlatan Şener, Avrupa'da ise özellikle 14. yüzyılda veba salgını sırasında papanın emriyle her hapşırana, ''God bless you (Tanrı seni kutsasın)'' denilmeye başlandığını söyledi.

Şener, her hapşırığın hastalık belirtisi olmadığını ifade ederek, refleks olarak yutak, yüz, göğüs ve karın kaslarının kasılması ile oluşan hapşırıkta, uyaranların daha çok keskin koku, toz ve ani ısı değişimleri olabildiğini vurguladı.

Hapşırığın önlenmesi istenen bir durum olmadığına işaret eden Şener, ancak üst solunum yolu enfeksiyonlarına sebep olan virüslerin yol açtığı hapşırık için tedbir alınması gerektiğini bildirdi.

Yrd. Doç. Dr. Alper Şener, bir refleks olarak ortaya çıkan bu duruma, astım gibi alerjik tablolarda müdahale edilmesi gerektiğine değinerek, artan hapşırığın alerjik etkisinin olabileceğini, bu nedenle astım hastalarında hapşırığın önlenmeye çalışıldığını anlattı.

Grip aşısına da değinen Şener, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Eğer hapşırıkla birlikte yaygın halsizlik, burun akıntısı ve tıkanıklığı, boğazda yanma hissi varsa grip açısından dikkatli olmak gerekir. Aslında tüm bu bulgular başlamadan sezonluk bir aşı olan grip aşısı yaptırmakta fayda vardır. Aşının koruyuculuğu yüzde 90'ın üstündedir. Ancak özellikle hastalarımızın çoğu, aşı olmalarına rağmen grip olduklarını söylüyor. Hastalarımız üst solunum yolu enfeksiyonu bulgularını griple özdeşleştiriyor. Bu tabloya sebep olan 300'ün üstünde virüs vardır.

Özellikle 65 yaşın üstündekiler ile şeker, kalp, hipertansiyon, kanser, siroz, astım, kronik bronşit gibi hastalığı olan herkesin grip aşısı olması gereklidir.''

 

 
 
 

AKP'den Çankaya'ya CHP'li isim

ankara haber

Başbakan Recep tayyip Erdoğan, CHP'nin kalesi olarak bilinen ve simgesel anlamı yüksek olan çankaya belediye Başkanlığını bu partinin elinden alabilmek için güçlü ve seçilebilecek bir isim arayışındaydı. İddialara göre bu ismi yine CHP'nin içinde buldu.

Erdoğan'ın anketlerde seçilmesi en yüksek isimlerin başında gelen ve bir dönem CHP'nin Çankaya Belediye başkanlığını da yapan Haydar Yılmaz'ı aday yapmak istediği ileri sürüldü. Başbakanın Haydar Yılmaz ile bir görüşme yaptığı ve AK Parti adayı olup olmayacağı yolunda nabzını tuttuğu da bildirildi.

Alevi kökenli olduğu bilinen Haydar Yılmaz'ın son alevi açılımı sonrasında AK Partiye ve Erdoğan'a sıcak bakabileceği ve aday olabileceği ileri sürüldü. Ancak Yılmaz'ın Erdoğan'a ne yanıt verdiği gizli tutuluyor.

 
 
 

Diyanet’te Kürtçe meal hazırlığı

ankara haber,

TRT’nin Kürtçe kanalının ardından Kürtçe Kuran-ı Kerim meali gündemde. Akşam gazetesinin haberine göre Diyanet İşleri Başkanlığı’nın iki yetkin ismi daha önce de tartışılan “Kuran-ı Kerim’in Kürtçe Meali” projesine yeşil ışık yaktı.

Diyanet’in Yayın Kurulu Başkanı Prof. Dr. Saim Yeprem, Kürtçe Kuran meali konusunda şunları söyledi: “Kürtçe mevlit metinleri zaten var. Devlet eliyle Kürtçe Kuran-ı Kerim mealinin hazırlanması da yapılmayacak bir şey değil. Kuran her dilde olmalıdır. Kürtçe, Türkiye’de bulunan bir vakadır. Bu çerçevede Kürtçe meali de hazılanmalı. TRT bile Kürtçe yayına karar verdikten sonra, Kürtçe Kur’an meali neden olmasın. Yaşanacak en büyük sıkıntı, Kürtçe’yi ve Arapça’yı çok iyi konuşan ilim adamına ihtiyaç bulunması...”

DİYANET BÖLGEYE ÇOK HASSAS

DİYANET İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu da, ağırlıklı olarak Kürt kökenli vatandaşların yaşadığı Güneydoğu Bölgesi’ne özel önem veriyor. Bardakoğlu geçtiğimiz günlerde Güneydoğu’ya yaptığı ziyaret sırasında bölgedeki müftülerle bir dizi toplantı yapmıştı. Diyanet’in önümüzdeki dönem bölge çalışmaları arasında, Doğu ve Güneydoğu illerine “kadın vaiz” gönderilmesi de bulunuyor. Öte yandan bölge halkının dini hassasiyeti DTP’nin de dikkatini çekmişti. DTP’nin geçtiğimiz yıl Diyarbakır’da yapılan mitinginde, resmi kimliği olmayan bir imam eline Kuran alarak halka hitap etmişti. Daha sonra bu imam hakkında soruşturma başlatılmıştı.

DİN BİLGİNLERİNE İHTİYAÇ VAR

DİYANET İşleri Başkanlığı’nın yayınlardan sorumlu olan Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez de Kürtçe Kuran’a destek verdi. Görmez, şunları kaydetti: “Sadece Kürtçe değil, her dilde ve lehçede Kuran meali olmalı. Ancak gündemimizde böyle bir çalışma yok. Çünkü Kürtçe’ye göre çok daha yaygın olarak kullanılan başkaca dillerin tercümelerini henüz yapamadık. Kürtçe Kuran’ın hazırlanması başlı başına bir ilim meselesidir. Böyle bir çalışma için Kürtçe meali gerçekleştirecek, Kürtçe’yi iyi konuşup yazabilen din bilginlerine ihtiyaç var. Önce bu bilginlerin bulunması gerekiyor.”

 
 
 

Kabe'ye yeni örtü serilecek

ankara haber

Kabe'nin yenilenen örtüsünün tamamlanmasının ardından örtünün işlendiği fabrikada devir-teslim için bir tören düzenlendi.

Törene, örtüyü teslim alacak olan Al Eşeyybi ailesi bireyleri, Suud Kraliyet ailesi temsilcileri, Mekke ve Medine Haremeyn Emiri Şeyh Sait El Hüseyin ve Mekke'nin ileri gelenleri katıldı.

Topluca kılınan akşam namazının ardından örtü, Mekke ve Medine Haremeyni Salih Bin Abdurrahman El Hüseyin tarafından yüzyıllardır örtünün muhafızlığını yapan Al Eşeyybi ailesinin yaşlısı Şeyh Abdüllaziz Al Eşeyybi'ye teslim edildi.

Örtüyü teslim alan Al Eşeyybi ailesi, Arefe günü Kabe'ye örtülmek üzere muhafaza edecek.

20 milyon Riyal'e mal olan örtü, siyah saf ipekten 16 parça olarak dokunuyor. 14 metre yüksekliğinde ve 47 metre enindeki örtü yaklaşık 1 yılda tamamlanıyor.

Üzerinde altın iplikten ayetler bulunan örtü, arefe günü Suudi Arabistan Kralı'nın da katılımıyla düzenlenecek törenle Kabe'ye örtülecek.

Eski örtü ise kesilerek devlet adamları ile yabancı misyon şeflerine hediye ediliyor.

Hz. Muhammed döneminde örtü ve Kabe'nin anahtarının kimde kalacağı yolundaki tartışmalar üzerine örtü ve anahtarın Hz. Muhammed'in rızasıyla Al Eşeyybi ailesine teslim edildiği yazılı kaynaklarda belirtiliyor.

 

 
 
 

Uyuşturucu batağından İslam'ın kucağına

ankara haber

Onu Belçika’da tanımayan yok. İslam’a bağlılığı kırk yıldan fazladır devam ediyor. Jan François Bastan Müslümanların Belçika’da diğer insanlarla aynı seviyede hak ve özgürlüklere sahip olmasını savunuyor. Bastan uzun, gür, kınalı sakalıyla Belçikalı Genç Müslüman Partisi’nin listesinden mahalli seçimlere girerek beş bin kişinin oyunu almayı ve Belçika’da İslam’ın sembolü haline gelmeyi başarmış.

Müslüman olarak yaşadığı uzun yıllar onu Belçika’nın bir fenomeni haline getirmiş durumda. Bastan, Belçika’da Müslümanların diğer etnik ve dini gruplarla eşit ve aynı haklara sahip olması gerektiği yönündeki tezleriyle Belçika’da sağ kesimden zaman zaman tepki toplamakta. Tüm tepkilere rağmen İslam’la adaptasyona çağırırken aynı zamanda, hiçbir kompleks ve korku duymadan Belçikalıların içlerinde emperyalist dönemden kalma göçmenlere karşı olumsuz duygularla hesaplaşma çağrısında bulunuyor.

Bastan, Brüksel’de, gelişmekte olan partisinin karargahı haline getirdiği evinde kendisiyle ilgili soruları cevaplandırdı.

- Janne François Bastan kimdir?

- Bu, benim İslam’la tanışmadan önce aldığım bir isim. Şu anki adım Abdullah. İnsanlar İslam’la tanışmadan önceki ismimi sorduğunda onlara “hatırlamıyorum” diyorum. Belçika’da seçimlere girmeyi düşündüğümde seçim bildirge ve pankartlarına orijinal adımı yazıyor ve insanlara “Ben Janne François Bastan’ım. Şimdi Abdullah oldum.” diyorum.

Benim Abdullah olarak isimlendirilmemin hikayesi İslam’la müşerref olmadan öncesine dayanır. Bir gün Fas’ta iken bir çocuk geldi ve bana “Sen Abdullah’sın..Sen Abdullah’sın..”dedi. Bu nedenle İslam’la müşerref olduktan sonra da Abdullah ismini tercih ettim.”

Sadece adımı değiştirmedim, aynı zamanda hayatımı ve düşünce biçimimi de değiştirdim. Belçika’daki ebeveynime söz verdim ve onlara “Bugün ben Abdullah oldum.Namazlarımı kılıyorum. Sizin yediğiniz yemekleri yemiyorum. Bu, İslam’dan önceki hayatımı inkar edeceğim anlamına gelmez.”

Durum aslında şu an ki “Ben”den başka bir “Ben”le ilgiliydi. Şu anda daha çok onları İslam’a davet edebilmek için gençlerle hemhal oluyorum. Onlara ‘Ben İslam’a geçebildiysem siz de bunu başarabilirsiniz’ diyorum. Onlara şöyle sesleniyorum: “Ben karanlıkta kalmış, uyuşturucu kullanan ve içki içen bir genç olarak hayatımı değiştirebildiysem size d emesa<ım şudur ki Siz de aynı şeyleri yapabilirsiniz.”

-Sizi İslam’a götüren şey neydi?

- 60’lı yıllarda Hippi modasının olduğu dönemlerde Fas’ın Marakeş şehrine haşhaş ve uyuşturucu aramak için giderdik. O dönemde ben daha 26 yaşındaydım.

Aslında uyuşturucu için gitmemiştim. Aslında ruhani/mistik bir arayış içerisindeydim. İslam’la karşılaşacağımı ya da tanışacağımı bilmiyordum. Ama burjuva ailemin yaşamakta olduğu konformist hayatla olan bütün bağlarımı kesmem durumunda bana uygun bir şeyi bulacağımdan emindim. Babam üniversitede öğretim üyesiydi ve benim iş bulmak ya da para kazanmak gibi bir derdim yoktu.

Gerçeği aramaya çalıştım, bu çerçevede resim yapmaya başladım. Hakikati uyuşturucularda ve marjinal olan şeylerde aradım.

Allah’ın varlığına inanmaktaydım, ancak Katolikliğe inanmıyordum. Fas’tan döndüğümde İslam’ı kabul etmeyi düşünüyordum. Ancak dönüşte Brüksel’in banliyölerinden birinde bulunan bir Ortodoks manastırına gittim. Kendi kendime, arayışım konusunda Hıristiyanlığa son bir şans vereceğimi söylüyordum, ve kendi kendime Hırstiyanlığı terk ederek belki de hata yapmış olacağımı soruyordum. Manastırın ortasında bunu tecrübe edeceğime söz verdim ve tam bir sene ruhbanlık yaptım. Fakat senin sonunda manastırdan kaçtım çünkü bu ruhbanlara karşı bütün güvenimi yitirmiş ruhbanlığa hiçbir inancım kalmamıştı.

Daha sonra hemen Fas’a döndüm. Sonunda Hıristiyanlığın bana hakikatı veremeyeceğini anladığımda Batı’nın sorularıma cevap vermesinin imkansız olduğunu da anlamıştım Batı, o dönemde yani 40 yıl önce benim açımdan başka bir dünyaydı, yani Avrupa’dan Doğu’ya geçişi temsil ediyordu.

Tanca’ya gittiğimde dehşete düştüm. Çünkü manastırda terk ettiğim, başı örten, cilbabla bornoz giyen sakallı ruhbanlar burada karşıma çıkmışlardı. Tancalılar tıpkı ruhbanlar gibi giyiniyorlardı ama kendilerini bir manastıra kapatmamışlardı. Her gün namazlarını kılıyor, aynı zamanda çalışıyor, evleniyor ve hayatlarını yaşıyorlardı.

Gerçekte Tanca’da hayata açık kocaman bir manastır bulmuştum. Bu, benim Hıristiyanlıkla sorunumun özüydü. Küçüklüğümde iki hayalim vardı; Birincisi “doktor” olmak ikincisi de “rahip” olmak. Bu nedenle insanlar benle alay ederlerdi, ki bunların başında annem geliyordu.

Tanca’da fakirler ve gariban insanlarla birlikte yaşadım. Müslümanların dayanışması çok hoşuma gitmişti. Dini bir derse katılarak ve Kuran okuyarak değil Müslümanlarla Marakeş’teki ‘Fena’ camiinde birlikte olmamın ardından Müslüman olmaya karar vermiştim.

Fakirler aracılığıyla İslam’a yaklaşmıştım Bir gece hatırlıyorum Marakeş’te bir kahvede otururken ayakları çıplak, üzerinde eski püskü elbiseleri olan fakir biri yanıma yaklaştı ve bana Fas lehçesiyle “Her şey mevcuttur” diye seslendi. Materyalist dünyanın merkezi olan Avrupa’dan gelen ve neredeyse her şeye malik olan bir ailenin çocuğu olarak onun bu sözüyle şoka girmiştim. Maddi olarak her şeyin bulunduğu ama içi boş bir dünyada bir dünyada olduğumuza inanıyordum. Ancak bu tür örnekler beni İslam’a yaklaştırdı.

- Peki, sizin İslam’ı kabul etme konusunda kesin karar vermenizi sağlayan şey ne zaman gerçekleşti?

- Bir gün Fena meydanında dolaşırken tanınmış Pakistanlı alim Ebu Ala el-Mevdudi’nin yazdığı “İslam Nedir?” adlı Fransızca bir kitap buldum. Kitapta ‘İslam bütün insanların dinidir.” ibaresi geçiyordu. Bu cümle benimle çevremdeki Faslılar arasındaki engeli kaldırmıştı. İslam’ın herkesin dini olduğu gerçeğini kabullenmiştim, bu din sadece Faslılara ya da Araplara ait bir din değildi. O zaman İslam’a girmeyi kabul ettim.

- Şu anda, İslam’ı kabul ettikten 40 yıl sonra Belçika’daki durumları nasıl görüyorsun?

- Benim ülkem İslam. Ben Müslüman’ım ve benim ülkem bütün İslam ülkeleri. Tıpkı Muhammed Abduh’un bütün ülkeleri dolaştığı gibi ben de dolaşmaktayım.

Sorunuza dönecek olursak Fas’a gitmeye ve orada İslam’a girmeyi kafama koyduğumda benim için Batı ve Belçika bitmişti. Bu dönemde aileme benim iyi olduğumu bildiren mektuplar gönderiyordum. Beni Belçika’ya bağlayan tek şey buydu.

İkamet iznim Fas’ta sona erdiği için beni ülkeden sınır dışı ettiler. Belçika’ya dönerek Fransızca dersler vermeye başladım. Sonra yine Fas’a döndüm ve yine ikametimin sona ermesiyle beni yeniden sınır dışı ettiler. Ancak bu sefer İslam’a girmiştim ve tek amacım bana İslami kimliğimi kazandıran Fas’a yeniden dönmekti.

Ancak Allah (c.c.) istemedi ve sonra Madrid’e sınır dışı edildim. Orada Faslı fakir mültecilerle birlikte kaldım, onlara kendimi bir Müslüman olarak takdim ettim, ve ilk kez kelime-i şehadet getirdim.

Sonra Belçika’ya döndüm, evlendim ve kendi ülkemde İslam’ı yaşamam gerektiğine karar verdim. Evime döndüğümde uyuşturucu almaya son verdiğimi öğrenen ve yaşadığım değişikliklere tanık olan ailem beni sevinçle kucakladı. Annem bana “İslam’ın iyi bir din olduğu çok açık.” dedi.

- Fakat sen sıradan bir Müslüman olmayı tercih etmedin, yaşadığın ülkede önemli bir siyasi ve toplumsal bir işlev görüyorsun?

- Müslüman olduktan sonra geçirdiğim 30 yıl boyunca İslam’ı daha fazla tanıma fırsatı buldum. Fas’tan sınır dışı edildikten sonra önce Pakistan’a sonra Türk bir kadınla evlendiğim Türkiye’ye gittim. Orada maişetimi kazanmak için taksi şoförlüğü yaptım. O dönemde Refah Partisi ve Necmettin Erbakan’la birlikte siyasi çalışmalar yürüttüm. Türkler beni uzaktan gelen örnek bir Müslüman olarak takdim ediyorlardı.

Sonra bir çok Rap ve İslam ülkesine gittim. Müslümanlarla tanıştım, İslam’la Müslümanlar arasındaki farkı görme imkanına sahip oldum. Bu da beni Belçika’ya dönerek oburada bir şeyler yapmaya sevk etti.

Dönmemin ardından Müslümanların neredeyse bir Getto’da yaşamakta olduklarını ve Belçika toplumuna açılım yapma gibi bir dertlerinin olmadığını fark ettim. Müslümanlıklarını camilerde ve kendi özel derneklerinde yaşıyorlardı. Onlara topluma açılmamız ve insanlarla birlikte yaşamamız gerektiğini söyledim. Topluma nasıl açınılacağı hakkında arkadaşım Erbakan’dan çok şey öğrendim. Onun anlattıkları beni daha da azimlendirdi.

Belçikalılara, ülkede yaşadıkları halde içlerine kapalı bir hayat yaşayan Müslüman göçmenler gibi olmayan bir Müslüman olduğunu anlattım.

Baçzıları Belçika pasaportu taşımasına rağmen bir çoğu göçmen olması hasebiyle alt sınıf mantığıyla ve kompleksli bir şekilde hareket ediyorlardı. Ben de onlara “Siz Belçikalısınız ve Müslümansınız..Başlarınızı kaldırın..” diyorum.

2002 yılında Belçikalı Genç Müslümanlar Partisi’ni kurdum, mahalli seçimlere parti başkanı olarak girdim, amacım Müslümanlığından utanmayan, kendi sorunlarını kendileri çözen Belçikalı Müslümanlar meydana getirmekti.

Bir çok kişiyle iyi ilişkilere sahip olmama rağmen, benim ortaya attığım fikirlir bir çok gencin ve Müslüman derneklerin benden uzaklaşmasına neden oldu.

Bazı medya ve basın yayın organları bu korkuyu kullanarak benim ülkede Şeriat tatbik etmek istediğimi iddia ettiler. Güye ben iktidara gelirsem başları kesecekmişim. Bu kesinlikle doğru değildi, amaçları benim imajımı çarpıtarak yıpratmaktı.

- Peki öyleyse Belçika’da yapmak istediğiniz şey nedir?

- Müslümanlar ve Gayr-ı Müslimler arasında her konuda tam bir eşitlik..Şeyat Hıristiyanların kiliselerinde çan çalma hakları varsa bizim de vatandaşlar olarak ezan okuma hakkımız olmalı. Ancak beni bu dediklerimden ötürü şeytanlaştırdılar, beni Üsame bin Ladin’in ve Radikal İslam’ın temsilcisi yaptılar.

Radikalizm dinime ve haklarıma sahip çıkmaksa ben radikalim. Ancak başkalarının hakkını gaspetmem, kendi inançlarımı başkalarına dayatmam. Ben örneğin normal ve meşru cinsel ilişki dışındaki bütün ilişkilere karşıyım ama sadece öğütle yetinirim. Ben domuz eti yemem mesela.


- Belçika’da nasıl bir İslam istiyorsunuz?

- Ben anayasal olarak dini istediğim gibi yaşama hakkımın garanti altına alınmasını istiyorum. Ayrıca Müslümanlığımı Türkiye’de, Cezayir’de ya da Mısır’daki Müslümanların yaşadığı gibi yaşamak istemiyorum. İslam, Belçika’da henüz misafir, bizler daha yeniyiz. Hedefimiz İslam’ı insanlara tanıtmak. Ben İslam’ı başkalarına dayatmak gibi bir çaba içerisinde değilim. İnşallah, bir gün kardeşlerimizin İslam dünyasında yaşadıkları gibi İslam’ı Belçika’da yaşayacağız.

- İslam’ın Belçika’da yeni olduğunu söylediğinizde istemeden emperyalistlerin aşağılayıcı yaklaşımının tuzağına düşmüş olmuyor musunuz?

- Hayır, kesinlikle. Bizim bu ülkede Müslümanlar olarak karar alma mekanizmalarından uzak olduğumuzu anlamamız lazım. Benim tek istediğim, dinimizi ve Müslümanlığımızı özgürce yaşama hakkının bize verilmesi. Bu hak şu anda bize tanınmıyor. Bizim susmamızı istiyor ancak bizler susmayacağız.

 

 
 
 

'Anlayış geliştirilmeden cinsiyet ayrımcılığı bitmez'

ankara haber

Heinrich Böll Vakfı'nın Uluslararası "Din ve Demokrasi" Paneli'nde konuşan Başkent Kadın Platformu temsilcisi Hidayet Tuksal, "Başörtülü kadınlar, partileri, eşleri ve yaşadıkları çevre tarafından terk edildiler. Bu sadece başörtülülerin sorunu haline geldi. AKP bir sorumluluk alamadı. Bakalım CHP bir şeyler yapabilecek mi?" dedi.

Taksim Larespark Hotel’de dün (29 Kasım) gerçekleşen "Dönüşüm geçiren dinler" başlıklı oturumda konuşan Tuksal, İslam'da reformun yüzyıllık bir mesele olduğunu, bu tartışmaların daha ziyade Müslüman insanların gündemine gelmesinin daha çok siyasi ve ekonomik yenilgilere rastladığını ifade ederek, bunun gerilim kaynağı oluşturduğunu söyledi.

Tuksal: İlahiyatçı İslam'da reforma inanmıyor

Geçmişte reform çağrıları yapan Abdullah Cevdet gibi insanların hayatlarının dışlanmayla geçirdiklerini söyleyen Tuksal, 2004 yılında Milliyet gazetesinin yer verdiği üç günlük "İslam'da reform olur mu?" dizisine atıf yaparak, gazeteye görüş bildiren İlahiyatçıların buna ihtiyaç olmadığı görüşünde birleştiğini, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun da, "Dinde reform olmaz, dindarlıkta reform olur" dediğini anımsattı.

Tuksal, bugüne kadar reform olarak getirilen çözümlerin de hep pratik ve pragmatik olduğunu, buna örnek olarak faiz karşıtlığına getirilen ancak başka bir faiz mantığı yerleştiren uygulamayı gösterdi.

"Başörtüsüzlerin başörtülülerin haklarını savunmaması çelişki"

Fethullah Gülen'in şiddet gören kadınlara verdiği "fetva"yı, bu anlamda bir ilk olması ve kadınların şiddete sabretmesini bir zulüm olarak göstermesi bakımından önemli bulan Tuksal, kadınları bir ölçüde ferahlatan, erkekleri de şaşırtan bu mesajın, sorunu çözmediğini, "Tüm dünyada kadını hiyerarşiye sokan ve güçsüzleştiren bir genel etki var. Kaldı ki erkekleri, kadınları gerektiğinde dövebilecek reis olarak gören bir ayet var" sözleriyle açıkladı.

Başörtüsüz kadınların, bir gün kendilerini başörtü takmaya zorlanacakları korkusuyla başörtülü kadınların demokratik haklarını savunmaya yanaşmamalarını "çelişki" olarak gören Tuksal, "Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılmamasında dini algının geliştirilmemesinin rolü var. Tesettür meselesi bir saç fetişizmi halini aldı" diye konuştu.

Martin Protestanlığı anlattı

Britanya'daki Londra İktisadi ve Siyasal Bilimler Okulu'ndan David Martin de, Protestanlığın reformla ilişkilerini irdelediği konuşmasında, dinin ister istemez biçimlendirme ve biçimlenme yönü bulunduğunu, 17. yüzyılda Protestan Amsterdam’ında, inanç ve ticari disiplini birleştiren bir toplum olarak zamanla ister istemez varsıl bir düzen yaratıldığını ifade etti.

Martin, “Bu paradoksal potansiyelin zamanla göstereceği etkileri, onu uygulayanlarca tam olarak kestiremezler. Protestanlar, sadece din içerisinde değil, ticarette de rekabeti canlandırdılar” diye konuştu.