| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
film izle - Sinema izle - Pc ps3 xbox wii oyunları - Klip izle

Ankara Haber | Ankarahaber

ankara haber, son dakika ankara haber,haber, ankara,son dakika

87 "ankara haber" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"ankara haber" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

Güneşten para kazanmak istermisiniz?

Güler, “Örneğin 150 dairelik bir site kendi elektriğini kendi üretebilir ve artanı devlete satar hale gelecek” dedi.
Enerji Bakan Hilmi Güler, güneş enerjisine yönelik yeni bir yasal çalışmanın içinde olduklarını belirterek, “Örneğin 150 dairelik bir site kendi elektriğini kendi üretebilir ve artanı devlete satar hale gelecek” dedi...

Türkiye Genç İşadamları Konfederasyonu (TÜGİK) tarafından hazırlanan ve Ordu Genç İşadamları Derneği'nin ev sahipliğinde düzenlenen “4. Genç İşadamları Soruyor” konulu toplantıya katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, dikkat çekici açıklamalar yaptı.

GİRİŞİMCİ ARTIYOR

Türkiye'de enerji sektörünün kriz dinlemediğini ve yatırımlara hızla devam ettiğini vurgulayan Güler, önceki yıllarda 30 olan yatırımcı sayısının bugün 3 bine yükseldiğini, hedeflerinin yakında 3 milyon yatırımcı olduğunu söyledi. Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılıktan kurtulması için yeni projeler geliştirdiğini de hatırlatan Güler, güneşten ve tarımsal atıklardan enerji üretimi üstünde çalıştıklarını söyledi. Güler, bu konuda şunları söyledi:

KİREMİT YERİNE PANEL

“Türkiye'nin tükettiği elektriğin iki katı kadar güneş enerjisi kaynağı var. Yakında kiremitlerin yerini güneş panelleri alacak. Sadece Antalya'nın çatılarına kurulacak bu panellerle 10 tane Kayseri- 'nin elektriği karşılanabilecek. Ayrıca konuya ilişkin yasa hazırlığı içindeyiz. Artık konutların 500 kilovata kadar kendi enerjisini üretmeleri mümkün olabilecek. Yani 150 dairelik bir site kendi elektriğini kendi üretebilir hale gelecek. Fazlasını da devlete satacak.”


Tarımsal atıklarından da değerlendirilerek yeni enerji kaynağı olabileceğinin altını çizen Güler, bu kapsamda Türkiye'de Karadeniz Bölgesi'nde yetişen fındığın kapsulünün de yeni enerji kaynağı potansiyeli taşıdığını söyledi.

TASARRUFLA 4 KEBAN BARAJI GERİ ALINABİLİR

TÜGİK Başkanı Hazım Sesli, Türkiye'de HES, rüzgar, güneş, jeotermal ve termik santral yatırımlarının önünün açılarak dışa bağımlılığın azaltılması gerektiğini belirtti. Sesli, ayrıca enerji kaynaklarının verimli ve tasarruflu kullanımı ile her yıl 4 Keban Barajı'nın üretiminin geri alınabileceğini kaydetti.

Güneş paneline yatırım 10 bin euro

Güneşe Derneği Başkanı Mehmet Özer, 4 kişilik bir ailenin elektrik faturası ödeme yükünü yaşam boyu ortadan kaldıracak güneşten elektrik üretim sisteminin ortalama kurulum maliyetinin 10 bin euro olduğunu söyledi. Özer, 10 dairelik bir apartmanın 100 bin euroluk yatırımla ayda 10 bin kilovat/saat elektrik üretebileceğini belirtti.

Bu konunun uygulamaya geçmesi için kanunun yanı sıra yönetmelik ve teknik şartnamenin de oluşturulmasının beklendiğini vurgulayan Özer “Devletin geri alım fiyatını belirlemesi gerekiyor. Buna göre insanlar bu konuda yatırım yapıp yapmamaya karar verecektir” dedi. Bireysel üreticinin devlete satacağı elektriğe Avrupa ülkelerinde ortalama 20 yıl devlet alım garantisi uygulanıyor. Geri alım fiyatı ise ortalama 0.40 euro. Komşumuz Yunanistan 0.45-0.50 euro arasında ödeme yapıyor.

Güler çevreye hassas

TÜGİK bünyesindeki Ordu Genç İşadamları Derneği önemli organizasyona ev sahipliği yaptı. Bakan Güler'i soru yağmuruna tuttular.

Başkan Ayhan Kaymaz çok dinamik bir yönetim oluşturmuş. Ordu ekonomik geri gidişin önüne geçebilecek bir yapılanmanın temelleri atılmış.

KARADENİZ'DE BİRLİK

Bu tüm Karadeniz'de de heyecan yaratmış. Genç girişimciler yakında bir araya gelerek bir federasyonun temelini atacak. n Karadeniz'de böyle bir birliktelik kolay kolay gerçekleşmezdi. Devreye TÜGİK Başkanı Hazım Sesli'nin birleştiriciliği girince işler değişmiş.

Güler ise sorulara net cevaplar verdi. Genç işadamlarını enerji alanında yatırıma davet etti.

Hemşerilerinin karşısında konuşurken bakan tarafsızlığını korumaya özen gösterdi.

Hilmi Güler'in konuşmasında özellikle çevreye özen gösteren bir dikkatlilik vardı.

Ve en önemlisi çevreci enerji yatırımlarının önünü açmak gibi bir misyon edinmiş.
 
 
 

Elektrikli ısıtıcılar ne kadar tasarruflu ?

Son dönemde elektrikli ısıtıcıların enerji tasarrufu sağladığı yönündeki iddialara açıklık getirdi.
Makine Mühendisleri Odası İzmir Şube Sekreteri Melih Yalçın, son dönemde elektrikli ısıtıcıların enerji tasarrufu sağladığı yönündeki iddialara açıklık getirdi.

Makine Mühendisleri Odası İzmir Şube Sekreteri Melih Yalçın, son dönemde elektrikli ısıtıcıların enerji tasarrufu sağladığı yönündeki iddiaların bilimsel olmadığını savunarak, bu kampanyalarla satılan ürünler için iade olanağının oluşturulması gerektiğini belirtti.

Makine Mühendisleri Odası İzmir Şube Sekreteri Melih Yalçın, son dönemde elektrikli ısıtıcıların enerji tasarrufu sağladığı yönündeki iddiaların bilimsel olmadığını savunarak, bu kampanyalarla satılan ürünler için iade olanağının yaratılması gerektiğini belirtti.

Yalçın, son yıllarda enerji verimliliği hareketine ve enerji tasarrufu bilinci oluşturma çalışmalarına paralel olarak enerji tasarrufu sağlayan ürünlerin sayısında ve yapılan reklamlarda belirgin bir artış gözlendiğini ifade etti.

Bir çok firmanın çeşitli ürün ve iddialarla ortaya çıktığını, bunların tüketicinin kafasını karıştırdığını ifade eden Yalçın, ortaya atılan iddiaların uygulamada geçerli olup olmadığının iyi değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Enerji verimliliğine yönelik Ar-Ge çalışmalarının arttığını, bir çok alanda yüksek verimli cihazlar üretilmeye başlandığını dile getiren Yalçın, bu çalışmalar sonucu aydınlatma ekipmanlarında yüksek verimler elde edilse de diğer alanlarda henüz bunun mümkün görünmediğini belirtti. Son zamanlarda bazı elektrikli ısıtıcıların yüzde 80'e varan tasarruf sağladığı iddia edilerek, büyük reklam kampanyaları düzenlendiğini söyleyen Yalçın, elektrik enerjisini doğrudan ısı enerjisine çeviren rezistanslı ısıtıcılarda herhangi bir model ısıtıcının diğerlerine oranla çok daha yüksek verimler sağlamasının olanaklı olmadığını savundu.

“İADE OLANAĞI GETİRİLMELİ”

Isıtma tekniği açısından enerjiyi ışınım yoluyla ileten sobalar ve yağlı radyatörler arasında iyi yalıtımlı bir odadaki ısınma miktarı çok farklılık göstermeyeceğini dile getiren Yalçın, şu bilgileri verdi:

“Elektrikli sobalarda harcanan 1 kwh elektrik enerjisinin karşılığı olan 860 kcal'den fazla ısı ortaya çıkarması asla mümkün değildir. Bu gerçeklerin aksini iddia etmek fiziğin temel kanunlarından olan 'enerjinin korunumuna' aykırı iddiada bulunmak demektir.

Elektrikli ısıtıcı sistemleri, yüksek sıcaklıkta ışınım yoluyla ısıtan, fan ile ısıyı daha hızlı dağıtan, düşük sıcaklıkta çalışan yağlı radyatörler gibi çok çeşitlilik gösterebilmektedir. Her bir tipin hızlı veya yavaş ısıtma, ısının homojen dağılımı, emniyet gibi özellikleri, tüketici kullanım tercihi bakımından farklılık gösterebilir. Ancak nihai verim açısından büyük farklılıklar göstermesi, örneğin beşte bir enerjiyle aynı şekilde ısıtabilmesi asla mümkün değildir.

Aksini iddia etmek bilime karşı gelerek tüketiciyi yanıltmaya çalışmak anlamına gelmektedir. Reklamlarda yer alan bu tür ifadelerin kaldırılması, ürünlerin tüketiciyi yanıltmadan diğer özelliklerini vurgulayan reklamlara yönelinmesi gerekmektedir. Hatta şimdiye kadar bu tür yanıltıcı kampanyalarla satılmış olan ürünlerin de iade olanağına ortam yaratılmalıdır.” Yalçın, yapılan reklamlarda harcanan enerjiyi ölçmek ve karşılaştırma yapmanın, sağlanan fayda konusunda bir bilgi vermediğini bu nedenle eksik ve yanıltıcı olduğunu ifade ederek bilimin, mühendisliğin evrensel kuralları gereği, ortaya çıkarılan ısı enerjisinin harcanan enerji miktarından fazla olamayacağı gerçeği göz önüne alındığında, bu tür yüksek verimli olduğu iddia edilen ürünlerin deneylerle desteklenmesine gerek olmadığını ifade etti. Bilimsel deneylerin bilimsel gerçekler ışığında bazı belirsizliklerin uygulamada netleştirilmesi amacıyla yapıldığına dikkati çeken Yalçın, “Bilimsel olmayan iddiaları desteklemeye çalışan deney raporları oluşturmak ve bunları kullanmak, bilime aykırı, kamu oyunu yanıltıcı ve aldatıcı girişimler anlamına gelmektedir” dedi.

Türkiye'de elektriğin büyük oranda doğal gaz santrallerinden elde edildiğini belirten Yalçın, santral çevrim verimleri ve dağıtım kayıpları göz önüne alındığında elektrik enerjisinin ülkeye büyük bir maliyet getirdiğine işaret etti.

Yalçın, verimli, sağlıklı ve güvenli ısınmanın ilk şartının, yalıtımlı binalardan geçtiğine dikkati çekerek, “Binaların ısıtılmasında temiz ve yüksek yanma verimli merkezi sistemlerin teşvik edilmesi, hatta mümkün olan yerlerde bölgesel ısıtma sistemleri kurulmasına öncelik verilmesi, ülke genelinde toplamda en verimli ısıtma sistemlerinin kullanılmasını sağlayacaktır” diye konuştu.

TÜKODER ŞİKAYET EDECEK

Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Genel Başkanı Ali Er ise tüketicilerin son dönemde doğal gaz fiyatlarının anormal ölçülerde artması nedeniyle kabarık faturalardan kurtulmanın çarelerini aradığına dikkati çekerek, bazı üreticilerin tüketicileri istismar etmeye yönelik davranışlarda bulunduğunu ileri sürdü.

Bazı elektrikli ısıtıcı üreticilerinin abartılı reklam kampanyaları yürüttüğünü ifade eden Er, şunları söyledi:

“Bu reklamlarda söylenenlerin doğruluğu ya da bilimselliği kanıtlanmadan yayınlarına izin verilmesi, hem reklam şirketlerinin oluşturduğu Reklam Öz Denetim Kurulu tarafından, hem de yanıltıcı reklamları önlemekle görevli resmi Reklam Kurulu tarafından es geçilmiştir. Bizler Tüketiciyi Koruma Derneği olarak tüketiciyi yanıltmaya yönelik bu tip reklamların yayınlarının durdurulması için Reklam Kurulunu göreve davet ediyoruz.”

Er, TÜKODER olarak söz konusu reklamlarla ilgili Reklam Kuruluna şikayette bulunacaklarını da dile getirdi.
 
 
 

Eski talihli: Para huzur getirmiyor

Eski talihli: Para huzur getirmiyor
10 milyar lira ikramiye kazanan Ayhan Y.'nın (44) bir anda değişen hayatı, paranın hızla tükenmesinin ardından alt üst oldu.
Büyük ikramiyeyi kazandıktan sonra memurluktan istifa eden fakat yıllar sonra Edirne Belediyesi'nde sözleşmeli işçi olarak çalışmak zorunda kalan Yalçınkaya, paranın huzur getirmediğini belirterek, Süper Loto için büyük ikramiye hayali kuranlara, "Bu akşam çekilecek Süper Loto'dan oynamayın" uyarısında bulundu.

Evli ve 2 çocuk babası Ayhan Yalçınkaya, 1995 yılında Edirne Sigorta Hastanesi'nde hizmetli memur olarak çalışıyordu. Cebinde kalan son parasıyla yarım bilet satın alan Yalçınkaya'ya, 9 Eylül 1995 tarihinde çekilen piyangodan Büyük ikramiye kazandı. Sevinçten 3 gün uyuyamadığını belirten Ayhan Yalçınkaya, "İkramiye bana çıkınca devlet memurluğundan istifa ettim. Ticaret hayatına atıldım. Ancak ticaret hayatında başarılı olamadım.

Girdiğim bütün işleri batırdım. Bir süre işsiz dolaştım" dedi. Yalçınkaya, kazandığı ikramiyenin ardından hayatının alt üst olduğunu belirtti. Hazır paranın kısa sürede tükendiğini belirten Yalçınkaya, "Şimdi, bankadan aldığım kredinin borcunu ödeyebilmek için Edirne Belediyesi'nde sözleşmeli işçi olarak asgari ücretle çalışıyorum. İkramiyeyle birlikte huzurum bozuldu, kötü günler geçirdim. Milli Piyango bileti aldığım ve ikramiyeye kazandığım için çok pişmanım. Dostum diye bildiklerim paranın bitmesinin ardından hepsi kayboldu.

Şimdi tekrar devlet memurluğuna dönmek için mücadele ediyorum. Paranın bana çıkmasının ardından şunu çok iyi anladım. Ben parayı değil, para beni yönetmiş. İkramiyenin bana çıktığı o günden bu yana bir daha şans oyunu oynamadım ve asla da oynamayı da düşünmüyorum" diye konuştu.


Yalçınkaya, kazandığı parayla yaptığı en iyi işin konut yatırımı olduğunu söyledi. 4 dairesi bulunduğunu belirten Yalçınkaya, "Onlar olmasaydı çok zor durumda kalırdım. Şimdi eşim ve iki çocuğumla mutlu bir yaşam sürüyorum. Bu akşam Süper Loto'da büyük ikramiye çekilişi var. Para her şey demek değil. Para huzur getirmiyor. Bu akşam çekilecek Süper Loto'dan oynamayın. Kimseye tavsiye etmem" ifadelerini kullandı.
 
 
 

Soluduğumuz havadaki gizli düşman

ankara haber

Polenlerin aksine soluduğumuz havada tüm yıl boyunca bulunan küf alerjisinden korunmak için nemli ortamlardan uzak durun. Evinizin yerlerini ıslak bırakmayın...

İçinde bulunduğumuz kış mevsiminin şu ilk günlerinde, allerjik göz hastalıklarından saman nezlesine, cilt alerjilerinden astım ve allerjik zatüreye kadar pek çok allerjik hastalığa bağlı şikayetlerin artış göstermesinde, soluduğumuz havadaki küflerin çok önemli rolleri vardır.

KÜF NEDİR?

Küfler, sıcak, rutubetli ve karanlık ortamlarda üreyen bir mantar türüdür. Alerjik hastalıklara, küflerin spor ismi verilen ve solunum havasına karışan küçük tanecikleri neden olurlar. Her küfün daha çok ürediği bir mevsimi vardır, ama alerji yaratan küflerin bir çoğu sonbaharın ilk günlerinde daha çok üremektedirler. Küfler doğada çok bol bulunur.

Toprakta, saman, tohum, hububat ve ağaçlarda çok miktarda küf vardır. Küfler güneş görmeyen yerlerde daha iyi ürerler. Küfler, polenlerin aksine soluduğumuz havada tüm yıl boyunca bulunurlar. Sadece kar toprağı tamamen kapladığı zaman havada küf bulunmaz.

Küfler evlerimizde çöp kaplarında, banyolarda, bulaşıkta, kirli ve ıslak çamaşırda, halılarda, şilte ve yastıklarda, bodrum ve tavan arası gibi karanlık ortamlarda çokturlar. Son yıllarda yaşama stilimizdeki değişiklikler (daha etkili izolasyon, banyo ve duşların daha çok kullanılması, yeni yemek pişirme yöntemleri, evlerin iyi havalanmaması...) evlerdeki nemliliği artırarak küflerin çoğalmalarını kolaylaştırdı.

Binlerce türleri olan küflerin sadece bazıları allerjiye neden olurlar. Bunlar içinde en iyi tanınanları aspergillus, cladosporium, alternaria, mukor ve penicillum’dur. Yiyeceklerdeki küfler, örneğin beyaz peynirdeki mavi-yeşil küflenme çok nadiren bir allerjik reaksiyona yol açabilir.

KÜF ALERJiSi NASIL ANLAŞILIR?

Küf allerjisinin saptanmasında başlıca iki yöntem var. Bunlardan en basit ve kolay olanı allerjik deri testleri. Bu yöntemde, kişinin ön kolunun iç yüzüne küflere ait allerjenler damlatılarak deri küçük bir iğne ile çizilir. Alerjisi olan kişilerde 20 dakika içinde o noktalarda kızarma ve kabarma oluşur. Diğer yöntem ise, kanda küflere karşı oluşan IgE sınıfı antikorları ölçülmesine dayanır.

Hayatınızı kolaylaştıracak önlemler

Ev dışındaki önlemler:

Nemli ortamlardan ve ağaçlıklı yerlerden uzak durmalı

Ahır, kümes.. gibi kapalı ve havasız yerlere girmemeli

Çayır, çimen biçmek, tırmık yapmak... gibi işlerden kaçınmalı Ev içindeki önlemler:

Evlerdeki rutubet ve ıslaklık azaltılmalıdır. Bunun için merkezi air-condition sistemleri en uygun yöntemdir.

Çıplak zeminler tercih edilmeli. Islak halı ve kilimler küflerin üremesi için ideal ortamlardır. Nemli duvar kağıtlına da dikkat edilmeli.

Evdeki saksı çiçekleri de küfler için uygun üreme alanları olduğu için, yatak odalarında ve hatta evin hiçbir yerinde saksı bulunmamalıdır.

Herkes uyurken az veya çok terlediğinden yastıklar ıslanır ve özellikle de köpük kauçuk yastıklarda küfler üreyebilir. Yastık ve yatak şiltelerinin özel bir kılıfla kaplanması yararlı olur.

Nemli duvarların seyreltilmiş çamaşır suyu veya muriatik asitle yıkanması küf üremesini engelleyebilir.

Banyo küveti, lavabo, duş ve tuvaletler hiç ıslak ve kirli bırakılmamalıdır.

Mutfaktaki buhara karşı havayı dışarı çeken aspiratörler çok uygundur.

Çöpler dışarıda kalmamalı, plastik bir torbada kapalı olarak tutulmalıdır.


 

 
 
 

Zayıflayacağım diye kilo almayın!

ankara haber

Araştırmalara göre, yaklaşık 300 milyon kişinin şişmanlıkla mücadele ettiği dünyada bu sayı her 10 yılda yüzde 50 artıyor. Hızla bir dünya sorunu haline gelen şişmanlık, Türkiye'de de giderek artan bir sağlık problemi.

Türk kadınlarının yüzde 27'si, erkeklerinin ise yüzde 19'u obeziteden muzdarip. Bu durumu göz önünde bulunduran gıda firmaları, fast food yerine ızgara yemekler, salata ve kepekli ürünlerle pazardaki payını korumaya çalışıyor. Günümüzde artık sadece bisküvi ve gazlı içeceklerin değil, kebaptan dondurmaya, yoğurttan baklavaya kadar her ürünün kalorisi azaltılarak 'light'ı üretiliyor. Diyet yapanlar kepekli ekmeğin yanında light labne peynir ya da light margarin kullanıyor.

Zaman'da yer alan habere göre, çağın hastalığı obeziteden korunmak ve alınan fazla kiloları vermek için başvurulan yöntemlerin en sağlıklıları arasında egzersiz ve diyet yer alıyor. Ancak diyet konusunda yapılan bazı hatalar vücut için tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor. Yanlışların başında light ürünlerin bilinçsiz kullanımı geliyor.

Diyetisyen Mevra Çimili, şişmanlığın genel sebebinin yüksek miktarda alınan kalori olduğunu belirtiyor. Besinlerin yağ, şeker ve tuzunun azaltılarak light ürün elde edildiğini ifade eden Çimili, "Tüketilen light ürünlerden alınan enerji hiçe sayılmamalıdır. Sadece kepekli ürünlerle elde edilen light ürünlerin de kalorisi çok düşük değildir. Bir dilim kepekli ekmek ile beyaz ekmeğin kalorisi birbirine eşittir. Kepekli unun besleyici değeri ve posası yüksektir." diyor.

Bazı light ürünlerin içeriğinin paketlerinde açıkça belirtilmediğini, kimi tüketicilerin ise bu paket bilgilerine dikkat etmediğini anlatan diyetisyen Çimili, bu yüzden, alınan ürünlerin kalori takibinin yapılamadığını dile getiriyor. 'Nasıl olsa light yiyorum' denilerek günlük ihtiyacın çok üstünde kalori alınmasının vücudun yağ dokusunu artırdığını vurgulayan Çimili, "Beslenme kültürümüzün tamamen dışında olan light ürünler, diyet yapan bazı kişileri tüketirken mutlu etmiyor ve yemek yemiş hazzını yaşatmıyor." tespitinde bulunuyor.

Sınırlı tüketilmeli

Diyetisyen Gonca Uzuner, toplumda light ürünlerin kalorisiz olduğu yönünde yanlış bir kanaat oluştuğunu ifade ediyor. Light gıdaların kilo verdirici veya tedavi edici değil, sadece diyet programlarını zenginleştiren besinler olduğunu açıklayan Uzuner'e göre bu gıdalar sınırlı tüketilmeli. Şeker hastalarının kullandığı diyabetik gıdalar ile light gıdaların birbirinden tamamen farklı olduğunu dile getiren Uzuner, şunları söylüyor: "Light ürünlerin enerjisi azaltılmış, diyabetik ürünlerin ise içine sofra şekeri yerine yapay tatlandırıcı konulmuştur. Light gıdaların yağı azaltılarak kalorisi düşürülürken, içinde yapay tatlandırıcı yerine sofra şekeri kullanılabilir."

 
 
 

Bol bol egzersiz yapın

ankara haber

Düzenli yapılan orta şiddetteki ılımlı egzersizlerin hastalıklardan korunma, hastalık halinden kurtulma ve yaşam kalitesini yükseltmede önemli rol oynadığı bildirildi.

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kürşat Karacabey AA muhabirine yaptığı açıklamada, egzersizin hastalıktan korunmada etkin rol oynadığını ve sağlığı olumlu yönde etkilediğini bildirdi.

Egzersizin fiziksel olduğu kadar ruhsal sağlık için de önemli olduğunu, yapılan araştırmaların egzersiz yapan kişilerin yapmayanlara göre pek çok açıdan daha sağlıklı olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Karacabey, şöyle konuştu:

''Osteoporozun gelişimini yavaşlatmak açısından egzersiz çok etkili. Kadınların ergenlik çağından önce egzersize başlaması gerekiyor. Bu dönemden itibaren kemik kitlesi artar. 20-30 yaş arasında kemik kitlesi artışı sabitlenir.

Düzenli ve bedeni çok fazla yormayacak egzersizler çok ileri yaşlardaki kişiler için bile faydalıdır. Jogging, yürüyüş, aerobik step, dans, tenis ve basketbol gibi egzersizler kemik kitlesinin sağlıklı gelişiminde önemli rol oynar ve kemik kitlesinin maksimal düzeye ulaşmasına katkı sağlar.''

Karacabey, bilimsel çalışmaların düzenli egzersizin kan akımını düzenlediğini ve korumaya yardımcı olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Durağan yaşam tarzı sürdürenlerin, sporculara göre yüzde 35 daha fazla hipertansiyon riskine sahip olduğunu dile getiren Karacabey, şunları anlattı:

''Ayrıca klinik ve deneysel çalışmalar düzenli ve ağır olmayan egzersizin üst solunum yolu enfeksiyonu sıklığının azaldığını göstermiştir. Ayrıca bu tür egzersizlerin türü kalp hastalığı, şişmanlık, insüline bağlı olmayan diyabet, yüksek tansiyon ve osteoporoz gibi hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde, vücut ağırlığının kontrolü ve organizmanın strese karşı direncini arttırmada önemli rol oynadığı ispatlanmıştır. Egzersiz hastalıktan korunmada etkin rol oynar, sağlığı olumlu yönde etkiler''

-''HAYATA DAHA MUTLU BAKAR''-

Karacabey, egzersiz yapan kişilerin kendisini daha enerjik hissettiğini, tembellikten uzaklaştığını, sakinleştiğini ve hayata daha mutlu baktığını ifade etti.

Egzersiz yapmanın öz saygının gelişmesinde etkili olduğunu, organizmayı bedensel ve ruhsal streslerin yıpratıcı etkisinden koruduğunu ve kişilerin kendisine güvenini arttırdığını dile getiren Karacabey, şöyle devam etti:

''Düzenli ve etkili egzersiz, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için hastalıklardan korunmanın, tedaviyi desteklemenin ve yaşam kalitesini arttırmanın en ekonomik yollarından biri. Bu konuda başta ailelere ve eğitim kurumlarına büyük görev düşüyor. Hastalanma risklerini azaltmak ve sağlıklı kalabilmek için organizmamızın doğal savunma sisteminin kuvvetlenmesi gerekiyor. Bu açıdan vücudun doğal savunma sistemini düzenli egzersizlerle güçlendirmek önemli.''

Karacabey, egzersizlerle güçlenen bağışıklık sisteminin hastalıklara karşı vücut direncini arttıracağını, hastaların iyileşme süresini kısaltacağını ve iş verimini yükselteceğini vurguladı.

Yürüyüş ile düşük ve orta hızlı koşuların en ideal egzersiz türleri olduğunu dile getiren Karacabey, egzersizin şiddeti ve süresinin her yaş grubu, cinsiyet ve kişilerin fiziki yapılarına göre değişebileceğini sözlerine ekledi.

 
 
 

Mutluluğun ilacı "marul"

ankara haber

Sağlık kaynağı yeşil sebzelerin başında gelen ve dekar alandan, maliyetinin iki katı gelir elde edilen marul, bu yıl Çukurova'da üreticisini en fazla mutlu eden ürün oldu.

Türkiye'nin tarım merkezlerinden Çukurova'da, başta Almanya olmak üzere Fransa, Romanya ve Macaristan olmak üzere birçok ülkeye marul ihracatının başlaması üreticilere teşvik kaynağı oldu.

Yörede marul üretiminin en yoğun yapıldığı yerlerden Yumurtalık ilçesinde, geçen yıl bin 200 dekar civarında olan ekim alanı bu yıl 2 bin dekara yükseldi.

Yumurtalık İlçe Tarım Müdür Vekili Haşmet Bahadır Laçin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kasım ayında ekimine başlanan, hasadı ise kış sonuna kadar sürecek olan marulun bu yıl dekara maliyetinin 300-400 TL arasında değiştiğini bildirdi.

Laçin, maliyeti en düşük tarımsal faaliyet olan marulun dekarının tüccarlar tarafından ürün hasat dönemindeyse bin ile bin 100 TL arasında satın alındığını belirtti.

Yörede geleneksel ürünlerin dışına çıkarak alternatif arayışına giren çiftçinin denedikleri marul yetiştiriciliğinden yüzde 100'ü aşan karlılık sağladığını ifade eden Laçin, elde edilen memnuniyetin ekim alanlarının önümüzdeki yıllarda artarak süreceğini gösterdiğini kaydetti.

-MARUL, SAĞLIK KÜPÜ-

Uzmanlara göre, sağlık deposu olarak gösterilen marul, sinirleri yatıştırıyor, uykusuzluğu gideriyor, sinirsel kalp çarpıntılarını önlüyor.

Kabızlığı önleyici ve hazmı kolaylaştırıcı özelliği ile de bilinen marul, basura iyi gelmesinin yanı sıra kanı da temizleme özelliğine sahip. İdrar söktüren, romatizma tedavisinde de önerilen marul, karaciğer ve dalaktaki şişkinlikleri gidermede de olumlu etki yapıyor.

 

 
 
 

Fazlası kanser yapıyor.Yazi Boyutu :

ankara haber

Prof. Dr. Süleyman Türk, son yıllarda ülkemizde kanser vakalarında olağan üstü bir artış yaşandığına dikkat çekti. Yapılan araştırmalara göre kansere neden olan faktörlerin başında sağlıksız beslenmenin geldiğine işaret eden Türk, bunda da en büyük etkenin özellikle fast foodlarda yağların tekrar tekrar kullanılması olduğunu öne sürdü. Gıdalarda yağların bir defadan fazla kullanılmasının bile kanser riski taşıdığını ifade eden Türk, "yağı kaç defa kullanırsanız kanser riski de o oranda artıyor" dedi.

YAĞLAR 10 GÜN KULLANILIYOR

Pek çok gıda sanayicisinin, fast food işletmelerinin aynı yağı onlarca kez kullandığını öne süren Türk, "Yağı filtre edip ertesi gün yine kullanıyorlar. Isıtıldığında yapısı değişen yağ, daha sonraki kızartmalarda ürüne kanserojen etkilerini bırakıyor. Bizde bazı fast food işletmelerinde yağlar en az bir hafta 10 gün kullanılıyor” dedi.

 

 
 
 

'Eski toprak' deyimi gerçek oldu...

ankara haber

Beyin fonksiyonları, kalp-damar ve dolaşım bozukluğuna neden olup, ölümlere kadar varabilen bu tehlikeler karşısında önlem almamız şarttır...

Olumsuz çevre koşullarının yarattığı yaşlandırıcı etmenlere insan sağlığını geniş çapta olumsuz yönde etkileyen yanı sıra yaşlanma sürecini hızlandıran ağır metallerin etkilerini eklemek gerekiyor. Çevremizde sıklıkla karşılaştığımız metaller arasında sayabileceğimiz atmosferde yaygın olarak bulunan; kurşun, kadmiyum, nikel ve civa metalleri bu anlamda ciddi risk taşımaktadı.

Özellikle gündelik yaşam içerisinde maruz kalınabilen iki önemli ağır metal olan ikisi cıva ve kurşun vücutta yavaş yavaş birikerek bir zehir deposu haline gelebilen en önemli tehlikedir. Sonuçları beyin fonksiyonlarında bozukluk, kalp-damar ve dolaşım bozukluğu gibi hastalıklara hatta ölümlere kadar varabilen bu tehlikeler karşısında bireysel önlemlerin alınması gerekiyor.

Örneğin evlerimizde bulunan cıvalı termometrelerin yerine dijital termometreleri kullanmak. Bunlara diş hekimliğinde dolgularda kullanılan cıva molekülerli de eklenebilir. Sağlığımızı tehdit eden beraberinde uzun süreli etkileri altında yaşlanma sürecini de hızlandıran ağır metallere mümkün olduğunca bilinçli yaklaşmakta fayda var.

HIZLI YAŞA HIZLI YAŞLAN!
Hayatımızı kolaylaştırdığını düşünsek de hayatı hızlandıran her şeyin yaşlanmayı da hızlandırdığını ara sıra hatırlamak gerekiyor. Hızla pişirdiğimiz ısıttığımız yemekler, fasfood tarzı beslenme, mevsiminden önce yediğimiz sebze ve meyveler, asansör, otomobiller, yaz kış bronz kalma tutkusuyla solaryum müdavimleri, cep telefonları, öte yandan az uyku, yüksek tempo hayatın hızına hız katıyor ama beden sağlığımıza bir o kadar zarar veriyor.

ULTRAVİYOLE IŞINLAR
Hareketsiz yaşam tarzı, beslenme bozuklukları, dengesiz ve sağlıksız beslenme, ultraviyole ışınlar, ağır metallerin kalp damar hastalıklarından beyin hasarlarına ve kansere kadar uzanan geniş bir yelpazesi var. Yaşlanmayı durdurmak mümkün değildir. Amaç sağlıklı ve kaliteli yaşayarak yaşam süresini uzatmak, beynin sağlıklı yaşlanmasını sağlamaktır.

Meyve ve sebze uzun vadede sağlığı bozuyor
Sebze ve meyvelerin yetişmesinde toprak, kullanılan su, üretimde sağlıklı işlemlerin uygulanması, hormon kullanımı, ilaçlama gibi birçok etmen rol oynar. Bu konulara dikkat edilmesi sağlıklı vücut fonksiyonları, yaşam kalitesi ve iyi yaşlanmak için önemli unsurların başında gelir.

Beslenerek vücut fonksiyonlarımızı sürdürdüğümüze göre bu unsurlar aslında tüm canlılar için hayati önem taşımakta olumsuz koşullar altında yetiştirilen sebze ve meyveler uzun vadede sağlığı bozmaktadır. Suni gübre; bitki metabolizmasını bozar, protein kalitesini neredeyse yok eder. Hormonlu gıdalarla genetik müdahalelerin yaşam kalitesini aşağı çektiği biliniyor. Bu sebeple biyolojik doğal ürünlerin tüketilmesinde yarar vardır.

YENi NESiL GENÇ HASTALANIYOR
Yeni neslin çok genç yaşlarda hastalanmaya başlaması, yaşlılık belirtilerinin ortaya çıkması eski toprak deyişinin giderek gerçekliğini ispatladığı günümüzde yediğimiz içtiğimiz ve soluğumuz her şeyi gözden geçirmek gerekiyor. Sebze ve meyvelerde ilaç kullanımının çoğalması ve yukarıda belirttiğimiz birçok unsurla birlikte olumsuz koşulların artması insanları hızla yıprandırıyor. Bu nedenle doğal ürünlere hayatımızda yer açmak çok önem taşıyor.

OKSiJEN TERAPiSi
Yukarıda belirttiğimiz gibi vücudumuzda erken yaşlanmaya neden olan kanser ve kalp ve daha bir çok hastalığa ortam hazırlayan kontrol edilmesi gereken düşman var. Serbest radikaller de bunlardan biridir. Dünyada anti aging uygulamalarında önemli yeri olan ozon ve oksijen tedavileri çevresel olumsuz koşulların etkileriyle ve yine vücudu yaşlandıran serbest oksijen radikalleriyle mücadele eden uygulamalardır.

Özellikle büyük kentlerde yaşayanların bu uygulamalardan faydalanması sağlıkları için olduğu kadar erken yaşlanma belirtileri olan:

Doku gevşemeleri,
Dolaşım bozuklukları,
Cinsel fonksiyon bozuklukları,
İktidarsızlık,
Motivasyon bozuklukları,
Uyku bozuklukları,
Eklem sorunları,
Fazla kilo gibi sorunlarla başa çıkma yollarındandır.

BEYiN SAĞLIĞINI KORUYUN
Çevremizde beden ve beyin sağlığı için risk oluşturan kontrolümüz altında olamayan birtakım unsurlar var. Bu unsurlar karşısında bilinçli olmak ve bilinçli davranış şekli geliştirerek doğru seçimlere yönelmek sağlıklı yaşlanma ve kaliteli yaşamın anahtarı olacaktır.


 

 
 
 

"Hava kirliliği büyük tehlike"

ankara haber

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Akbaş, Online Sağlık'a (www.onlinesaglik.com) yaptığı açıklamada, kirli havada dışarı çıkmak zorunda olanların havada bulunan belli mikron değerinin üzerindeki partiküllerin solunmasını engellemek için bir maske kullanması gerektiğinin altını çizdi.

Dr. Murat Akbaş, ekolojik denge içindeki hayvanlar, bitkiler ve tüm canlılarla birlikte insanları da çok olumsuz yönde etkileyen hava kirliliğinin, akciğer veya başka organ kanseri olan hastaların bağışıklık sistemini çökertebileceğine ve doğal olarak hastalığın seyrinin kötüleşmesine neden olabileceğine dikkat çekti.

Akciğer hastalarının da hava kirliliğinden, normal bir hastaya göre yüzde 100 oranında daha fazla etkilendiğini bildiren Dr. Akbaş, akciğer kanserinin temel nedeninin sigara olduğunu, ancak sigarayla alınan 4 binden fazla toksin maddenin bir kısmının kirli havada da bulunduğunu söyledi.

Dr. Akbaş, sigara içmeyen bir kişinin de sigara içmese dahi bu maddeleri kirli havadan aldığını vurguladı. Kirli havaya maruz kalma süresinin uzaması durumunda akciğer kanseri olma riskinin arttığını bildiren Dr. Akbaş, "Hava kirliliği, çocuklarda ise gelişme geriliğine, kemik iliğinin olumsuz etkilenmesine, yani kan ve kan elemanlarının yapılmasında bir bozukluğa gitmesine neden olabilir" dedi. Akbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hava kirliliğine maruz kalan çocukta, akciğer ya da başka enfeksiyonlar görülüyor, bu da gelişim geriliğini beraberinde getiriyor. Ayrıca kemik iliğiyle ilgili önemli bir sorun olan lösemiye neden olabiliyor. Ayrıca kalp hastaları ve ameliyatlı ameliyatsız tüm hastalar için de hava kirliliği risk oluşturuyor. Zaten sigara içen bir toplumda bütün bunların üzerine bu kirliliğin oldukça ağır etkileri var. Kalp hastalarının kirli havaya maruz kalmamaları lazım, çünkü hastaların vücudunda dolaşan oksijen miktarı azaldıkça onların hastalıklarının bulguları da ağırlaşıyor. Kandaki oksijen oranının azalması kalbin beslendiği damarlarda olumsuz etki yapıyor."
Hava kirliliğinin tek nedeninin ısınma için kullanılan yakıtlar olmadığını, özellikle motorlu taşıtların ortaya çıkardığı gazların daha kötü bir etki bıraktığını ifade eden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Akbaş, "Bir otomobil veya bir otobüsün bir saatte ortama bıraktığı zehirli gazların belki de onda birini kalorifer yakıtları bırakıyor" dedi.